DOLAR 47,84220,10%
EURO 55,37960,31%
ALTIN 6.737,190,68
BITCOIN 30165440.4%
İstanbul
28°

PARÇALI AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Halkçı Kamu Emekçileri

Halkçı Kamu Emekçileri

12 Ağustos 2026 Çarşamba

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kuvayimilliye ile yırtıp çöpe attığımız Sevr antlaşmasının 106. yılında Yeni Sevr demek olan BOP’un kapısını açan anahtar yasa TBMM’den geçti. Vatana ihanet olan BOP Yasasına en sağından, en dincisine, en sol, sosyalist görüneninden sosyal demokratına kadar 467 milletvekili evet oyu verdi.

Emperyalist haydut devletler Osmanlı Devletini 1800’lerin sonlarından itibaren paylaşmak için gizli açık anlaşma ve planlar yapıyorlardı. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının asıl amacı da Osmanlı’nın paylaşılmasıydı. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın tek gerçek destekçisi SSCB’nin kurucusu Lenin, Çarlık Rusya’nın arşivindeki gizli anlaşmaları hem Mustafa Kemal’e hem de dünya kamuoyuna açıklamıştı. Bu antlaşmalar:

İstanbul Antlaşması (1915): Boğazlar ve Marmara çevresi Rusya’ya bırakıldı.

Sykes-Picot Antlaşması (1916): Ortadoğu (Irak, Suriye, Lübnan) İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı.

Londra Antlaşması (1915): İtalya’ya On İki Ada ve Ege/Akdeniz çevresi vadedildi.

Petrograd Sözleşmesi (1916): Doğu Anadolu (Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis) ile Van Gölü’nün doğusu Rusya’ya verildi.

Saint-Jean-de-Maurienne (1917): İzmir, Aydın, Konya ve Antalya çevresi İtalya’ya vadedildi.

Emperyalistler, birinci paylaşım savaşında Osmanlının da içinde olduğu İttifak Devletlerinin yenilgisi sonrası Osmanlıyı paylaşım süreci 1918 Mondros Antlaşması ile başladı ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile sonuçlandı. ABD’nin de içinde olduğu emperyalistler sevinçten sarhoş olmuşlardı, artık Türklerin Anadolu’dan atılmasının yolu açılmıştı.

Ancak unuttukları, hesaba katmadıkları bir olay gerçekleşti: Kuvayimilliye. Dahi komutan alfa kurt Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleşen Kuvayimilliye yok olma eşiğindeki Türkleri, Türkiye’yi Zümrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğurdu, hem de arınarak! Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız aynı zamanda tüm dünyadaki mazlum milletlere meşale oldu, sömürgeciliğe karşı mücadelenin bayrağı oldu.

Batılı sömürgeci emperyalistler uğradıkları bu yenilgiyi hiçbir zaman unutmadılar. Türkiye’yi yenmek, zayıflatmak, parçalamak için açık gizli her tür yöntemi kullandılar ve ne yazık ki 1945 ikinci paylaşım savaşı sonrası bu amaçlarına ulaşma sürecini başlatarak 1950 Bayar-Menderes diktatörlüğü ile de epeyce yol kat ettiler.

1990’lı yıllarda SSCB ve Doğu Blokunun dağılmasıyla çekmecelerinde sakladıkları Sevr’i yeniden formatlayıp güncelleyerek uygulamaya koyma planlarını yaptılar. Bu Yeni Sevr’e önce GOP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika Projesi) sonra BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adını verdiler. İlk olarak ABD’deki Sea Island G-8 Zirvesi’nde resmileşen, GOP (Kuzey Afrika, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’yı kapsıyordu.), 2006 yılında Armed Forces Journal (ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi)’nde ise BOP olarak yayınlandı ve 15 Eylül 2006 İtalya’daki NATO Savunma Kolejinde gösterildi.

BOP haritası ile önce West Armenia ve Free Kurdistan olmak üzere Türkiye üç parçaya bölünüyor, daha sonra İstanbul ve boğazları içeren emperyalizmin yönetiminde Vatikan benzeri uluslararası bir devletcik kurulması planlanlanıyor.

İşte 10 Ağustos 2026’da yani Sevr’in 106.yılında TBMM’de imzalanan Kamuoyunda “süreç yasası”, “Çerçeve Yasa” veya “Terörsüz Türkiye Yasası” olarak adlandırılan düzenleme tam ve resmi adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” BOP’a açılan kapının anahtarıdır. Bu kapının açılması ile BOP süreci yani Türkiye’nin parçalanma süreci başlamıştır. Bu süreci planlayan yukarıda da ifade edildiği gibi başını ABD’nin çektiği, AB ve İngiltere’nin de içinde olduğu aynı haydut emperyalist devletlerdir.

Projenin onlar adına uygulayıcısı ABD Haydut Devleti Ankara Büyükelçisi ve Bölge Valisi Pedofil Tohomas Barrack, Abdullah Öcalan, Erdoğan ve Bahçeli’dir. Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” gibi resmi bir statü veya rol verilmesi yönünde bir önerisi ve tartışmaya açtığı bir formülü olmuştur. Dolayısıyla BOP’un koordinatörü Abdullah Öcalan’dır. Yaptıkları ihanetin farkında oldukları için “Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.” denilerek kendilerini güvenceye almayı planlamaktadırlar. Ancak yanılıyorlar! Yargılanmaktan, hesap vermekten kurtulamayacaklar. Hiçbir güç BOP planını uygulayanları, imza veren hainleri kurtaramayacak!

Başta işçiler olmak üzere, kamu emekçileri, Jön Türk gelenekli Türk gençliği, Milletin efendisi olan yoksul köylülüğe çağrımızdır. Pandoranın kutusu açılmıştır, emperyalist haydut devletler vatanımızı parçalama sürecini uygulamaya geçirmiştir. Mustafa Kemal ve Kuvayimilliyeci atalarımızın miras bıraktığı Cumhuriyet bayrağı ellerimizdedir. O bayrak İkinci Kurtuluş Savaşımızda en yükseklerde dalgalanmaya devam edecektir. Bağımsızlık ve özgürlük bizim karakterimizdir! Emperyalistleri ve işbirlikçilerini bir daha dönmemek üzere yurdumuzdan kovacağız!

Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

2 TEMMUZ’UN DA ALTINDA NATO’NUN BABASI ABD’NİN İMZASI VARDIR!

2 TEMMUZ’UN DA ALTINDA NATO’NUN BABASI ABD’NİN İMZASI VARDIR!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nın 33. Yılı!

Sivas Katliamı’nı ve daha birçok katliamı NATO’ya bağlı Süper NATO da denilen Kontrgerilla yapmıştır, katliamda maşa olarak Ortaçağcı şeriatçıları kullanmışlardır. ABD-AB’nin savaş ve katliam örgütü NATO 1949’da kuruldu ve kuruluşundan 3 yıl sonra, 1952 ‘de Türkiye, ABD uşağı Bayar-Menderes iktidarı tarafından hızla NATO’ya üye yaptırıldı.
Ülkemizde CIA-Pentagon İslamı ile kafayı yakmış, Laiklik, Mustafa Kemal düşmanı canileri yetiştirdi, besledi, büyüttü emperyalistlerin kanlı soykırım örgütü NATO.
Önceleri İngiltere’nin, sonraları ABD’nin -CIA’nın palazlandırdığı tarikat ve cemaatler, dini hassasiyeti olan ailelerin çocuklarını örümcek ağlarına hapsedip, zihinlerini dini dogmalarla yakarak, bir daha kolay kolay düşünemeyecek hale getirdiler. Madımak Oteli’nin önünü dolduran, Şeriat naraları atan bu cani sürüsü, Sovyetleri çevreleyip yok etmek amacıyla oluşturulan ABD yeşil kuşak projesinin eseriydi. Çünkü Kanlı Zalim ABD, sosyalizmin Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye, buradan da Ortadoğu’ya doğru yayılmasından korkuyordu. Onların bu hain emellerine hizmet edecek insan tipi, kul kişilikli, düşünemeyen, sorgulamayan, insan tipiydi. Bu emperyalist çakallara, ümmet zihniyetiyle inmelendirildiği için içinde en ufak vatan sevgisi taşımayan, vatanımızın yeraltı-yerüstü kaynaklarını emperyalistlere peşkeş çekmekten adeta zevk duyan, vatan, millet düşmanı hainler gerekiyordu. Tefeci-Bezirgân sermaye ve onun ideolojisi olan şeriatla donatılmış, öbür dünyadan başka bir şey düşünmez, yine öbür dünya için bağlandığı CIA yetiştirmesi şeyhi sus deyince susan, vur deyince vuran, sırtına bomba tak, kendini patlat deyince patlatan, canlı canlı insan yak deyince yakan insanlıktan çıkmış insanlar gerekiyordu. NATO’nun babası ABD, CIA bu kul kişilikli Ortaçağcı insan tipini yaratmada hızla yol aldı. Orta Doğu toplumlarının ciddi bir kısmının sütünü bozup, bu bağımsızlıkçı sosyalist mayalanmayı engelledi.
Sosyalizm ülkemizde ve bölgemizde yayılırsa ne olurdu?
Şu olurdu: ülkemizdeki ve Ortadoğu’daki ABD varlığı, sömürüsü son bulurdu. ABD Emperyalizmi tası tarağı bile toplayamadan def olur giderdi, Filistin özgür olur on binlerce masum kadın, çocuk öldürülemezdi. Siyonist İsrail kurulamazdı, Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye parçalanamazdı, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız ile yırtıp çöpe attığımız Sevr, BOP çerçevesinde formatlanıp önümüze Yeni Sevr olarak konamazdı, bölge kanla gözyaşı ile değil, bilimle, sanatla, yüksek yaşam düzeyi ile başarılarla anılırdı.
Burada tarikat-cemaat bataklıklarını besleyen damar, Ortaçağ artığı irticanın kaynağı, ülkemizde capcanlı duran ve AKP’nin omurgasını oluşturan Tefeci Bezirgân sermaye sınıfıdır. Bu hain, vatan ve ulus düşmanı sınıf, Finans-Kapital ile etle tırnak gibi kaynaşarak yeraltı-yerüstü tüm değerlerimizi emperyalizme peşkeş çekmekte, halkımıza ölümlerden ölüm beğendirmektedir.
İşte 33 yıl önce Sivas’ta aydınlarımızı diri diri yakanlar bu emperyalist çakalllar ve onların yerli işbirlikçileridir, ABD-AB Emperyalistleri tarafından palazlandırılan Ortaçağcı gericiliktir.
Emperyalistlerin kanlı katliam örgütü NATO birkaç gün sonra, 7 Temmuz’da yeni katliamlar, saldırılar planlamak üzere ülkemize, Ankara’ya geliyor. Bizler, Halkçı Kamu Emekçileri olarak tam da bu nedenlerle, bulunduğumuz her yerde “NATO’ya Hayır” demeye devam ediyoruz. “Halklara zulüm, kan, gözyaşı ve ölüm getiren katil NATO ülkemizden defol!” diyoruz.
Sivas Katliamı büyük bir insanlık suçudur ve hep söylediğimiz gibi bir kez daha söyleyelim insanlık suçlarında zaman aşımı yoktur!
Sivas’ın hesabı er ya da geç sorulacaktır.
Buna inancımız tamdır.
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Katil NATO Ülkemizden Defol!
Katil NATO Ortadoğu’dan Defol! (02.07.2026)
HALKÇI KAMU EMEKÇİLERİ

Devamını Oku

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.
2

BEĞENDİM

ABONE OL

“Öğretmenler, egemen sınıfların emir kulu ya da yönetici tabakalarının çocuk avutucuları değildirler.

Öğretmen yalvarmaz.

Öğretmen boyun eğmez.

Öğretmen el açmaz.

Öğretmen ders verir.”

Fakir Baykurt

Bir ABD, İngiltere ve İsrail projesi olan, 24 yıldır ülkemizin başına musallat edilen AKP’giller’in eğitim alanında yarattığı derin yaralardan biri mülakat mağduru öğretmenlerin atanmaması, güvencesiz çalışma koşulları, taban maaş haklarının olmaması ve kendilerine  verilen sözlerin tutulmaması olmuştur.

Öğretmenler de hakkını aramak ve seslerini duyurmak için aileleriyle birlikte en temel demokratik haklarından biri olan ifade özgürlüğünü kullanmak istemişlerdir.

Ne yazık ki Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu Ankara’nın göbeğinde polis barikatları, polis şiddeti ve gözaltılar la karşı karşıya kalmıştır.

Böl parçala yönet politikasıyla öğretmenleri ayrıştıran AKP’giller özel sektör öğretmenlerini güvencesizliğe mahkûm etmiştir.

Vatan topraklarımızı satan, kamu mallarını aşıran, ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan eden yabancı ve yerli Parababalarına, kadın düşmanlarına, kadın katillerine, çocuk istismarcılarına, doğa ve hayvan katliamcılarına kalkması gereken eller eğitim emekçilerine kalkmıştır.

Halkçı Kamu Emekçileri olarak meslektaşlarımızın ve ailelerinin haklı mücadelesinin yanındayız.

Okullarımızın Ortaçağcı gerici, emperyalist politikaların kuşatması altına girmesine, eğitim emekçilerinin ucuz iş gücü olarak görülmesine asla izin vermeyeceğiz.

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.

Devamını Oku

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza Dostça Uyarı ve Önerimizdir:

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza Dostça Uyarı ve Önerimizdir:
2

BEĞENDİM

ABONE OL

ITUC ve ETUC Adlı Sarı, İşbirlikçi Uluslararası Örgütlere Katılmak,

ABD-AB Emperyalistlerinin ve Siyonist İsrail’in Yanında Yer Almaktır!

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuzun web sitesinde;

“EMEĞİN SINIRLARI AŞAN DAYANIŞMASINI KURMAK İÇİN ILO KONFERANSINDAYIZ. Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı” başlığı ile verilen haber şöyle devam ediyor:

“Kapitalizmin, en vahşi sömürü biçimlerini en global halde kullandığı çağımızda, emek mücadelesinin de sınırları aşması gerektiğinin bilinciyle, Kamu-İş olarak uluslararası bir emek dayanışması için harekete geçtik.

“Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 187 işçi ve işveren temsilcisinin katıldığı bu büyük organizasyonda en önemli başlıklardan biri ise emek örgütlerinin, ülke sınırlarını aşan ölçüde dayanışmasını sağlamak.” (https://www.birlesikkamuis.org.tr/haber/emegin-sinirlari-asan-dayanismasini-kurmak-icin-ilo-konferansindayiz/plxquzolpyai0mxowomrp38z)

“Emek” kavramının yanlış kullanımı ile ilgili, meraklısı için bir kez daha, geçmişte bu konuyla ilgili yaptığımız açıklamayı hatırlatalım. Dileyen arkadaşlarımız söz konusu yazıyı aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak okuyabilirler:

Kamu-İş’in ILO Konferansına katılım ile ilgili sitesinde yaptığı açıklamada şöyle bir ifade geçmektedir: “Heyetimiz ayrıca, konferans süresince çeşitli ülke temsilcileri, sendikal örgütler ve uluslararası emek kuruluşlarının temsilcileriyle bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi. ETUC ve ITUC ile yapılan görüşmelerde konfederasyonumuzun bu uluslararası emek örgütlerine üye olmasının ilk adımları da atılmış oldu”

Burada Kamu-İş ve bağlı sendika üyelerini endişelendiren ve öfkelendiren bir ilişkiye dikkat çekmek istiyoruz. Kamu-İş Heyeti, ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) ve ITUC (Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu) ile görüşmüş ve bu örgütlere üyelik için ilk adımları atmış!

Kamu-İş Konfederasyonumuzu dostça uyarıyoruz:

ETUC ve ITUC, kuruluşlarından bugüne kadar İşçi Sınıfı başta olmak üzere emekçilerin haklarının işverenlere ve büyük emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinde rol almış sarı sendikal yapılanmalardır.

Bu sarı, işveren güdümlü örgütlerin geçmişinde savaş kışkırtıcılığı, antikomünizm, NAZİ işbirlikçiliği de vardır. Emperyalist Haydutların İşçi Sınıfı içine yerleştirdiği Truva Atı olan bu sözde konfederasyonlar, günümüzde İsrail, ABD ve Avrupa Birliği destekçiliği, rüşvet, lobicilik gibi mafyatik yöntemlerin hepsini kullanmaktadır.

Bu örgütlere Türkiye’den TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK üye olmuştur.

TÜRK-İŞ, ETUC ve ITUC’u ve öncülleri olan örgütlenmeleri destekleyen CIA bağlantılı AAFLI (Asya-Amerika Hür Çalışma Enstitüsü / Asian-American Free Labor Institute) tarafından 1980 yılına kadar yıllık 600 bin Dolar fonlanmıştır.

HAK-İŞ’i anlatmaya ihtiyaç var mı?

KESK ve DİSK, 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren hızla geçmişlerinden, ilkelerinden ve değerlerinden uzaklaşarak TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ ile aynılaşmaya başlamışlardır. DİSK en son Genel Merkezini Ankara’ya taşıyarak bu aynılaşmaya tüy dikmiştir.

Türkiye’de büyük ve acı bir sendikalar faciası yaşanmaktadır. İşte tam da bu noktada KAMU-İş’in, Tüzüğüne Sınıf ve Kitle Sendikacılığını koyarak TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK dörtlüsünden ayrı bir şekilde İşçi Sınıfı ve emekçilerin bağımsız sınıf hattını yürütmelidir.

KAMU-İŞ uluslararası sendikal örgütlerine üye olmak istiyorsa, daha önce de ifade ettiğimiz ve kongrelerimizde önergeler sunduğumuz, işçi ve emekçilerin çıkarlarını gerçek anlamda savunan, Sınıf Temelli sendikal mücadele yürüten DSF-WFTU (Dünya Sendikalar Federasyonu)’na üye olmalıdır. Bu konuda öncü davranış göstererek DSF’ye üye olan, Konfederasyonumuza bağlı Genel Sağlık-İş Sendikamızı kutluyoruz.

7-8 Eylül 2024 tarihinde yapılan Eğitim-İş 7. Olağan Genel Kurulunda Halkçı Kamu Emekçileri olarak Eğitim-İş’in DSF’ye katılması için önerge vermiştik. Önergemiz Genel Kurul tarafından kabul edilmesine rağmen yeni seçilen MYK, açıkça Tüzüğe aykırı davranmış, DSF’ye başvuru yapılmayarak Genel Kurul kararını yerine getirmemiştir. Eğitim-İş MYK’sı 7. Olağan Genel Kurulunda alınan kararı uygulamalı ve Kamu-İş’e bağlı tüm sendikalarımız DSF’ye üye olarak sınıf temelli bir sendikal mücadeleden yana tutum almalıdırlar.

Halkçı Kamu Emekçileri olarak Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuzu ETUC, ITUC gibi işçi, emekçi ve halk düşmanı örgütlerden ve sarı sendikalardan uzak durmaya, bunlarla hiçbir ilişkiye girmemeye çağırıyoruz.

Bu konuyu sonuna kadar takip etmeye devam edeceğimizin de altını çizmek isteriz.

12 Haziran 2026

Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

Son nefesinde bile teslim olmayanlardan aldığımız bayrağı “Tam Bağımsız Türkiye” mücadelemizde dalgalandırıyoruz.

Son nefesinde bile teslim olmayanlardan aldığımız bayrağı “Tam Bağımsız Türkiye” mücadelemizde dalgalandırıyoruz.
2

BEĞENDİM

ABONE OL

6 Mayıs 1972. Üç kızıl karanfil düştü toprağa. Gencecik Üç devrimci yiğidin yürekleri susturuldu 12 Mart faşizminin mahkemeleri tarafından verilen kararla.

Deniz, Hüseyin, Yusuf… Avuçlarında devrim ateşi, yüreklerinde işçi, köylü ve ezilen, sömürülen halkların güneşi zapt edeceklerine olan inançlarıyla Türkiye devrimin en güzel yüz metresini koştular. İpi en önce onlar göğüslediler.

Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal Ya Ölüm” sözünü kendilerine şiar edinerek, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” “Hoşt Amerika Puşt Amerika” sloganlarıyla, “Al Silahı Vur Beline, Emperyalizme Karşı” marşlarıyla antiemperyalist duruşlarından asla vazgeçmediler.

Antifeodal yapılarıyla, ABD’nin Yeşil Kuşak projesine ve 6’ıncı Filoya secde eden Ortaçağcılarla mücadele ettiler.

Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” diyerek ki idama giderken haykırdıkları slogandı, Antişovenist tavırlarından asla taviz vermediler.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan  ve Hüseyin İnan,  Birinci Antiemperyalist Kurtuluş  Savaşı’mızı ve onun önderi Mustafa Kemal’i sahiplendiler. Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal ve Tam Bağımsız Türkiye yürüyüşü gerçekleştirdiler ve kendilerini,  Türkiye Devrimin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’dan öğrendikleri gibi “İkinci Kurtuluş Savaşçıları” olarak nitelendirdiler.

Bugün 6 Mayıs. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın bedence aramızdan ayrılışının 54’üncü yıldönümü. İşte biz İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak bugün Denizler’den devraldığımız bayrağı dalgalandırıyoruz. Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist tutumumuzdan asla taviz vermiyoruz. İnsanlığın kurtuluşu için mücadele ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz. AB-D Emperyalistleriyle, ülkemizi Ortaçağ karanlığına sürükleyen, Faşist Din Devletine doğru götüren gericilik ile mücadelemizi zaferle taçlandıracağız.  (06.05.2026) 

Kahrolsun AB-D Emperyalizmi ve Yerli İşbirlikçileri!

Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!

  Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku