DOLAR 49,92560,07%
EURO 55,7150-0,26%
ALTIN 6.222,90-3,56
BITCOIN 38881680.7966%
İstanbul
15°

PARÇALI BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Halkçı Kamu Emekçileri

Halkçı Kamu Emekçileri

29 Ekim 2026 Perşembe

“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır !” Cumhuriyetimizin 103. Yılı kutlu olsun!

“Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır !” Cumhuriyetimizin 103. Yılı kutlu olsun!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

103 yıl önce, Türk Milleti’nin bağrına, Anadolu’muzun mazlum halklarının ocağına yüzyıllardır çöreklenmiş olan saltanat ve Emperyalizm illetleri sökülüp atıldı cumhuriyetin ilanıyla.

Batının “Hasta Adam” dediği Osmanlı İmparatorluğu, Emperyalist çakallarca on yıllardır hırpalanmakta, kâğıt üzerinde paylaşılmaktaydı. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, Damat Ferit, Nemrut Mustafa Paşa, Sait Molla, Ali Kemal gibi Ortaçağcı, gerici işbirlikçilerinin de tamamı boyun eğmişti her türlü zulme. Kendilerini kurtarmanın derdine düşmüşlerdi.  

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla da resmen işgale başladılar güzel yurdumuzu.  Balkan Savaşları’ndan itibaren varını, yoğunu, eşini, oğlunu, babasını savaşlara kurban vermiş olan Anadolu,  bunca tükenmişliğe rağmen daha önce benzeri görülmemiş bir direnişe başladı. Çünkü karakterinde yoktu esir, köle olarak başkasının boyunduruğunda yaşamak. Karakteri bağımsızlıktı. Eline ne geçirdiyse işgalcilere karşı savaştı atalarımız ve arkalarında dağ gibi duran, cepheden cepheye kundakta bebeleriyle yılmadan koşan analarımız.

KuvayiMilliye etiyle, kemiğiyle durdu düşman karşısında. Birinci Anti-Emperyalist Kurtuluş Savaşımız bu koşullarda, Mustafa Kemal’in önderliğinde, binlerce yurtsever komutanın, on binlerce bağımsızlık savaşçısının sayesinde kazanıldı.

Asla umutsuzluğa kapılmadan, mücadele azmini bir tek an yitirmeden ordusunun ve halkımızın başında duran Mustafa Kemal’in dediği gibi geldikleri gibi gittiler. Çok yıkım, çok zulüm ettiler ama sonunda inlerine çekildiler. Emperyalist haydutlar defedilmişti. Ancak hiç bir şeyden, hele de Anadolu’nun zenginliklerinden vazgeçmeyecekleri ortadaydı.  Osmanlı Hanedanı’nın Türk Milleti’nden, Anadolu’dan ne kadar ayrı dünyalarda yaşadığı ayan beyan ortaya çıkmıştı. Bu yurtsever halkın kaderi tekrar onun ellerine bırakılamazdı.

Mustafa Kemal ve yurtsever arkadaşlarının çabalarıyla saltanat tarihe gömüldü 29 Ekim 1923’te. Cumhuriyet yüzlerce yıldır kul olan halkımızın üzerine doğdu güneş gibi.

Genç Cumhuriyet ile birçok atılım gerçekleştirildi. Laik Cumhuriyetimiz geleceğe giden yolu temizledi. Bilimle, sanatla, üretimle şahlandı.

Ancak 1950’lerden itibaren,  cephede yiğitçe çarpışarak bu halkı yenemeyeceğini bilen Emperyalizm sinsice ele geçirdi iktidarları. Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’nde uyardığı gibi yerli işbirlikçiler buldu kendine. En gericileri göbek bağlarından bağladı kendine. İsimler değişti ama hainlik değişmedi. Anadolu’yu bin bir türlü tarikatla donattı, yerli parababalarıyla kirli anlaşmalar imzaladı.

Bugün geldiğimiz noktada ise cumhuriyet tarihimiz boyunca halkımızın en azılı düşmanı olan Tefeci-Bezirgân sermayenin ta kendisi iktidarı elinde tutmak için her türlü pisliği yapmakta. Memleketin her köşesi yerli yabancı Parababaları tarafından talan ediliyor. Emekçi halkımızın alın teri tarihimizin en nitelikli dolandırıcılığıyla iç ediliyor, yandaşa peşkeş çekiliyor. Genç ve Laik Cumhuriyetin tüm kazanımları düşman bu AKPgiller çetesine ve ağababası ABD-AB Emperyalistlerine. O yüzden bu hainler halkımızı düşünemez, direnemez, hakkını arayamaz, düzenbazlıklarından, katliamlarından hesap soramaz hale getirmek için işsizlik ve pahalılıkla, açlıkla terbiye ediyor kendince. Gençlerimiz en verimli çağlarında, bin bir emekle inşa ettikleri hayatlarının baharında umutsuzluğa sürükleniyor.

Ve elbette bu topraklarda analar hala yiğit kızlar ve oğullar doğurmakta!

Atalarımızın, analarımızın, 1. KuvayiMilliyecilerimizin emanetidir cumhuriyet bizler için!

Her ne pahasına olursa olsun, düşmanın çokluğuna, imkanların azlığına bakmadan yurdumuzu bu alçakça talana karşı savunacak  olan İkinci KuvayiMilliyecilerimiz var!

Karakterimize en uygun olan bağımsızlığımız için yiğit halkımızla beraber gerekirse bin kez daha savaşacağız!

Ve Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak!

29 Ekim 2026

Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

 KIZIL SAVAŞ BAYRAĞI HİKMET KIVILCIMLI ÖLÜMSÜZDÜR!

 KIZIL SAVAŞ BAYRAĞI HİKMET KIVILCIMLI ÖLÜMSÜZDÜR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

11 Ekim 1971 Yugoslavya’nın başkenti Belgrad’da düşünen beyinlerin en büyüğü sustu! Lenin sonrası Marksizmin ustası Hikmet Kıvılcımlı bedence aramızdan ayrıldı. 1902 Makedonya Piriştina’da başlayan yaşamı 69 yıl sonra yine doğduğu topraklarda son buldu şimdi İstanbul Topkapı’dan düşünce kızlarını/oğullarını izliyor! 

Kendisini halkına, halkının kurtuluş davasına adayanlara öldü denilemez, onlar yaşıyor, onlar insanlığın sınıfsız, sömürüsüz, eşit, Özgür bir dünyada kardeşçe yaşayacakları düzen kurulunca ve ondan sonra da sonsuzluğa kadar yaşayacaklardır. 

Hikmet Kıvılcımlı 1969 yılında Vietnam devrinin önderi Ho Chi Minh bedence aramızdan ayrıldığında şöyle yazıyor:  “İnsanlık Tarihi içinde her zaman bu Sosyallik değişmez kalmıştır. Sosyalizm, önünde sonunda “Özel Kişicilliğe” ağır basmıştır. Ho Amca’ya ne mutlu. Böyle önsüz ve sonsuz bir Sosyalizm çabası içinde, en gerçek emeğin adsız ruhu gibi göçtü. Bütün ömrünce “kişi” olarak “sivri”liği ile hiç kimseye batmadı. En rezil düşmanı Amerikan Emperyalizmine bile, en yalınkat hakkın kılıcı gibi batarken: “tek kişi” olarak değil, bütün bir Vietnam Halkı olarak savaştı. Onun için, Emperyalizm ondan aldığı yarayı hiçbir zaman onduramayacaktır. 

Onun için, “Ho Amca”sının ölümünde, “yaşayanları dehşete düşürecek hiçbir şey bulunmuyor!” İsa’nın Musa’nın, Solon’un, Muhammed’in, Marks-Engels’in, Lenin’in ölümlerinde hiç kimseyi “dehşete düşürecek bir şey” olmadı. Ho Amca’nın ölümü de öyledir. “Özel kişi” olarak o göçtü mü? İsterseniz öyle olsun. İsa’nın, Musa’nın, Solon’un, Muhammed’in, Marks-Engels’in, Lenin’in emekleri milyarlarca kişinin adsız emeği içinde bir kolektif bütün olarak var oldu. Ho Amca’nın emeği de öyle. 

Hazreti Muhammed’in çığlığı şu idi: “Mâ ene (Ben hiçbir şey değilim) illâ (meğer ki) beşerün misliküm (sizin gibi insan olayım)” 

Marks’ın benimsediği çığlık da şu oldu: “Homo sum (İnsanım) humani nihil (insancıl olan hiçbir şey yok ki) a me alienum puto (bana yabancı kalsın)!” 

Ve dünyada, “Bâkiy kalan hoş sadâ” onlar oldular. Ho Amca’nın tüm ömür çığlığı şurada toplandı: “Ben Sosyalistim. Sosyalizmden başka hiçbir şeyim yoktur!”  

Hikmet Kıvılcımlı da “ Vatan aşkını söylemekten ve o uğurda savaşmaktan korkar hale gelmektense, ölmek yeğdir.” diyerek BERRAK BİR DENİZE DALAR GİBİ KAVGAYA DALMIŞTIR. 

Hikmet Kıvılcımlı Ho Chi Minh’i yazarken aslında kendisini de yazmıştır. Kendisinin de bu dünyada kişicil hiçbir şeyi yoktur, bütün yaşamını halkına vakfetmiştir 69 yıllık yaşamının 22,5yılını Türkiye’nin yarı derebeyi zindanlarında bir dervişin çile doldurması gibi bir an bir ah bile demeden her türden baskı ve işkenceye direnerek doldurmuştur. Doğu toplumlarının ilkel komünal gelenekli dervişlerin farklı olarak o zindanları KIZIL ÜNİVERSİTEYE dönüştürerek insanlığın kurtuluş mücadelesinin yol gösterici projeksiyonu olan anıt eserler üretmiştir. Dışarıda kaldığı zamanlarda da Kerim Korcan’nın biraz dinlenelim demesi üzerine bir çay içtikten sonra Kerim kalk dinlenme bitti diyerek mücadeleye devam etmiştir. Kıvılcımlı’nın dinlenmesi bir çay içecek kadardır. 

Hikmet Kıvılcımlı insanlığın biricik ve gerçek kurtuluş yolu olan sosyalizme ulaşma mücadelesinde yol göstermeye, yolumuza ışık düşürmeye devam edecektir. 

Halkçı Kamu Emekçileri 

Devamını Oku

Halkçı kamu Emekçileri Olarak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılının Başlangıcında İstanbul’dan Haykırdık: Okullar açılıyor, masraflar el yakıyor! Ders Zili Değil Dert Zili Çalıyor!

Halkçı kamu Emekçileri Olarak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılının Başlangıcında İstanbul’dan Haykırdık: Okullar açılıyor, masraflar el yakıyor! Ders Zili Değil Dert Zili Çalıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

20 Eylül 2026 Pazar günü İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’ında Halkın Kurtuluş Partisi Kadın Çocuk Komitesi ile birlikte yaptığımız eylemde Halkçı Kamu Emekçileri olarak bizler de Ders Değil Dert Zili Çalıyor dedik. Yükselen enflasyonu, yapılan zamların halkımızı daha da yoksullaştırışını, okul masraflarının altından  işçi-emekçi halkımızın kalmasının mümkün olmayışını, çocuklarımızın açlığa mahkum edilişini, okullarımızın en temel hijyen gereksinimlerinin bile MEB tarafından karşılanmayışını ve çocuklarımızın hakkı olan Laik ve Bilimsel eğitimin kırıntısının dahi kalmayışını protesto ettik.

Eylemde Halkçı Kamu Emekçisi İlhami Erdem bir konuşma yaptı. Erdem konuşmasında şunları söyledi:

“Saygıdeğer Halkımız;

Halkçı Kamu Emekçileri adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce konuşma yapan arkadaşlar Türkiye’deki yoksulluğu, Türkiye’deki işsizliği, pahalılık cehennemini net bir şekilde ortaya koydular. Bu cehennem hepimizin cehennemi! Bu cehennemi hepimiz yaşıyoruz! Şu anda bizi dinlemekte olan halkımız da yaşıyor, şu anda eylemimizi kaydetmekte olan emniyet mensupları da yaşıyor.

Ve biz bu yoksulluğun, bu akıl almaz derecede zorlukların okullara yansımasını bizzat sınıflarda görüyoruz. Çocuklarımız okullara ceplerinde harçlık olmadan geliyorlar. Çocuklarımız lavaboya gittikleri zaman ellerini yıkayacak sabun bulamıyorlar. Okulların önünde yeterli güvenlik önlemleri almak için yeterli ödenekler gönderilmiyor.

Zaten benden önce konuşan arkadaşlar durumu ayrıntılı bir şekilde ifade ettiler.

Sadece birkaç ek yapmak gerekirse Değerli Halkımız;

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki şu anda alım gücü baz alınarak yapılan hesaplamalarda Türkiye en yüksek enflasyon sıralamasında dünyanın beşinci sırasında. Ve birçok Ortadoğu ülkesinden, birçok Afrika ülkesinden, birçok yoksul Latin Amerika ülkesinden çok daha yüksek oranda enflasyonun bizi kuşattığı bir ortamda hayat savaşı vermeye çalışıyoruz. Emeklilerimiz 23 bin liralık sefalet ücretine mahkûm edilirken, ABD-AB Emperyalizmi tarafından bu ülkenin başına bela edilmiş olan AKP’giller’in Kaçak Saray’ının günlük masrafı tam 50 milyon TL. Biz, işte bunlar için mücadele ediyoruz. Her gün burada, Bakırköy Meydanında sokak röportajları yapılıyor, orada insanların çektiği acıları, insanların pazar torbalarını nasıl dolduramadığını çok net bir şekilde görüyoruz, bunlara şahit oluyoruz.

Oysa az önce altını çizdiğimiz gibi Türkiye’nin bütün zenginliklerini bir avuç yerli-yabancı Parababasına peşkeş çeken AKP iktidarının bütün avaneleri zevkusefa içinde lüks bir yaşam sürüyor.

Saygıdeğer Halkımız;

Eskiden “Millî Eğitim Bakanlığı” diye ifade ettiğimiz Bakanlık şu anda “Millî” olma özelliğini tümüyle yitirmiş durumdadır. Bunun en bariz örneklerinden birisi; milyonlarca şehit vererek zafere ulaştırdığımız Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza yönelik saldırılarıdır.

Ne diyor Millî Eğitim Bakanı?

“Kurtuluş Savaşı demeyeceğiz bundan sonra” diyor, “Neyden kurtulduk ki?” diyor.

Bu ülkenin ekmeğini yiyen, bu ülkenin suyunu içen, Bakanlık mertebesine kadar yükselmiş olan bir insanın bunu söylemesi halkımız için tam bir faciadır.

Aynı zamanda Millî Eğitim Bakanlığı az önce sıralanan bütün sorunlar net bir şekilde ortada dururken neler yapıyor?

Okullara genelgeler gönderiyor.

Örneğin; İstanbul Valiliğinin gönderdiği genelge buna bir örnek. Sanki tek derdimiz okullardaki mescitmiş gibi, okulların mescit ihtiyacının karşılanmasından bahsediyor. Aynı zamanda bildiğimiz gibi gerici vakıf ve derneklerle protokoller imzalayarak okullarımızı cemaatlerin, tarikatların arka bahçesine dönüştürmeye çalışıyorlar.

Başka ne yapıyor Millî Eğitim Bakanlığı?

Yine okullara genelgeler göndererek eğitim-öğretimin temel unsurlarından biri olan öğretmenleri tek tip kıyafet giyecek hale getirmeyi amaçlıyor ve önlük dayatmasını zorunlu kılıyor.

Bildiğimiz gibi aynı kadrolar bundan 7-8 yıl önce, sadece Siyasal İslam’ın bir simgesi olan türbanı okullara sokabilmek için, ikiyüzlü bir şekilde “kılık kıyafet serbestisini” savunmak kisvesi altında güya “mücadele” ettiler. Ama şu anda gelinen noktada, bırakalım kılık kıyafet serbestisini, öğretmenleri tektipleştirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor ama öğretmenlerimiz, örgütlülükleri sayesinde tüm bunlara direniyorlar.

Başka ne yapıyor Millî Eğitim Bakanlığı?

ABD Emperyalizminin Türkiye’deki yerli işbirlikçileri eliyle uygulamaya koyduğu BOP’u “Okullarda savunun” diye genelgeler gönderiyor.

Bildiğimiz gibi “terörsüz Türkiye, barış, kardeşlik” vs. lagalugalarıyla süslenip püslenmeye çalışılan süreç tam anlamıyla Türkiye’nin Yeni Sevr projesi çerçevesinde en az üç parçaya bölünmesidir. AKP’giller bütün kamu kurumlarını kendi ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürdükleri gibi gencecik çocukların zihinlerine de bu ihanet projesini kodlamaya çalışıyorlar.

Saygıdeğer Halkımız;

24 yıldır bu iktidarın Türkiye halkına verebileceği hiçbir şey olmadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Bunu biliyoruz. Ancak şunu da aklımızdan çıkarmamak gerekiyor: Bu iktidarla kayıkçı kavgası vererek güya muhalefet yapanlar da sizi kandırıyor! Onlar da “Üretilmiş Muhalefet”, onlar da sınırları çizilmiş muhalefet!

Dolayısıyla Saygıdeğer Halkımız;

Kurtuluşumuz tıpkı arkadaşımızın ifade ettiği gibi İkinci Kurtuluş Savaşı’yla mümkündür. Biz, Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu ülkede Devrimci Demokratik Halk İktidarını hayata geçirmek için mücadele ediyoruz. İkinci Kurtuluş Savaşı’ndan kastımız işte budur. Bu iktidarı kurduğumuz zaman çocuklarımız okullara aç gitmeyecek. Çocuklarımız okullarda hijyen malzemelerinden mahrum kalmayacak. Anne-babalar gözyaşları içinde çocuklarını okula göndermeyecekler.

Örneğin Sivas’ta “askıda tost uygulaması” başlamış Saygıdeğer Halkımız. Yani çocuklarımız tost alacak parayı bulamadıkları için utanç verici bir şekilde bu uygulamayı hayata geçiriyorlar ve bir de bunu “hayır projesi” olarak olumlamaya çalışıyorlar.

İşte Halkın Kurtuluş Partisi iktidarında tüm bunlar ortadan kalkacak. Halkın kaynakları sadece ve sadece halkın ihtiyaçları için harcanacak. Bir avuç Parababasından halkımızdan gasp ettikleri bütün değerler alınacak ve gerçek sahiplerine teslim edilecek.

İşte biz buna Devrimci Demokratik Halk İktidarı diyoruz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

 Eylemimizi coşkuyla attığımız sloganlarımızla sonlandırdık. (22.09.2026)

                                                                                                        İstanbul’dan Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

BOP İHANET PLANLARI İLE ÇOCUKLARIMIZI DA ZEHİRLEMEK İSTİYORLAR! 

BOP İHANET PLANLARI İLE ÇOCUKLARIMIZI DA ZEHİRLEMEK İSTİYORLAR! 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İngiliz Emperyalistlerinin söylemiyle söyleyelim, “Hasta Adam” Osmanlıyı parçalama antlaşması olan Sevr   okullarda okutulmuştu.  AKP’giller de ülkemiz bakımından  Yeni SEVR demek olan ABD-AB Emperyalistlerinin BOP’unu çocuklarımıza, gençlerimize kabul ettirmek için aynı ihanet yollarına başvuruyor. 

Bunun için AKP’giller’in Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin imzası ile yayınladığı ve 81 ile gönderdiği genelge ile “Barış, Demokrasi, Kardeşlik, vb” sözcükler kullanarak çıkardıkları ve Yeni Sevr’in kapısını açacak “anahtar” olan ihanet yasası “Çerçeve Yasa”nın  2026-2027 eğitim-öğretim yılında, tavizsiz eğitim programlarının ana hedeflerinden biri olacağını ilan etti.

Laik Cumhuriyet düşmanı, bu Ortaçağcı gerici halk düşmanı vatan hainlerine, Laik ve Bilimsel eğitimi tarumar ettikleri, halkımızı işsizlik ve pahalılık cehenneminde kıvrandırarak halk çocuklarımızı açlığa mahkum ettikleri, yaptıkları doğa katliamları ile yavrularımıza yaşanacak bir çevre bırakmadıkları yetmiyor. Geleceğimiz yavrularımızı okullarda zehirleyerek, halkları birbirine düşürecek olan, ülkemizi en az üç parçaya bölerek ABD -AB Emperyalistlerinin sömürgesi konumuna getirecek olan, Ortadoğu’nun bağrına yeni bir petrol bekçisi, ikinci bir İsrail sokacak olan hain emelleri Yeni Sevr’e ikna etmenin, kabul ettirmenin planlarını yapıyorlar. 

Böyle bir ortamda ne yazık ki sendikalar faciası kangrenleşerek devam ediyor. Ülkemiz bir yandan Ortaçağcı Faşist Din Devletine, bir yandan da Yeni Sevr bataklığına sürüklenirken, kürsülerden atılan sloganlarla mı çocuklarımızı bu hainlerin ellerinden kurtaracağız?

Halkçı Kamu Emekçileri olarak bir kez daha sesleniyoruz: Vatanı olmayanın sendikası da olmaz! Bunun için TÖS’ün geleneklerine gerçekten sahip çıkarak, devrimci sınıf sendikacılığını mihver edinerek ABD Emperyalistlerine ve onların yerli işbirlikçilerine karşı mücadelede ikircimsiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Bizler Halkçı Kamu Emekçileri olarak şimdiye kadar olduğu gibi bu anlayışla sendikal mücadelemize devam edeceğiz. Çocuklarımızı da ülkemizi de bu zalimlerden kurtarmak için İkinci Kurtuluş Bayrağını elimizden hiç düşürmeyeceğiz!

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz! 

Yaşasın Eğitim-İş! 

Yaşasın Kamu-İş!  (24.08.2026)

Halkçı Kamu Emekçileri 

Devamını Oku

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kuvayimilliye ile yırtıp çöpe attığımız Sevr antlaşmasının 106. yılında Yeni Sevr demek olan BOP’un kapısını açan anahtar yasa TBMM’den geçti. Vatana ihanet olan BOP Yasasına en sağından, en dincisine, en sol, sosyalist görüneninden sosyal demokratına kadar 467 milletvekili evet oyu verdi.

Emperyalist haydut devletler Osmanlı Devletini 1800’lerin sonlarından itibaren paylaşmak için gizli açık anlaşma ve planlar yapıyorlardı. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının asıl amacı da Osmanlı’nın paylaşılmasıydı. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın tek gerçek destekçisi SSCB’nin kurucusu Lenin, Çarlık Rusya’nın arşivindeki gizli anlaşmaları hem Mustafa Kemal’e hem de dünya kamuoyuna açıklamıştı. Bu antlaşmalar:

İstanbul Antlaşması (1915): Boğazlar ve Marmara çevresi Rusya’ya bırakıldı.

Sykes-Picot Antlaşması (1916): Ortadoğu (Irak, Suriye, Lübnan) İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı.

Londra Antlaşması (1915): İtalya’ya On İki Ada ve Ege/Akdeniz çevresi vadedildi.

Petrograd Sözleşmesi (1916): Doğu Anadolu (Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis) ile Van Gölü’nün doğusu Rusya’ya verildi.

Saint-Jean-de-Maurienne (1917): İzmir, Aydın, Konya ve Antalya çevresi İtalya’ya vadedildi.

Emperyalistler, birinci paylaşım savaşında Osmanlının da içinde olduğu İttifak Devletlerinin yenilgisi sonrası Osmanlıyı paylaşım süreci 1918 Mondros Antlaşması ile başladı ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile sonuçlandı. ABD’nin de içinde olduğu emperyalistler sevinçten sarhoş olmuşlardı, artık Türklerin Anadolu’dan atılmasının yolu açılmıştı.

Ancak unuttukları, hesaba katmadıkları bir olay gerçekleşti: Kuvayimilliye. Dahi komutan alfa kurt Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleşen Kuvayimilliye yok olma eşiğindeki Türkleri, Türkiye’yi Zümrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğurdu, hem de arınarak! Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız aynı zamanda tüm dünyadaki mazlum milletlere meşale oldu, sömürgeciliğe karşı mücadelenin bayrağı oldu.

Batılı sömürgeci emperyalistler uğradıkları bu yenilgiyi hiçbir zaman unutmadılar. Türkiye’yi yenmek, zayıflatmak, parçalamak için açık gizli her tür yöntemi kullandılar ve ne yazık ki 1945 ikinci paylaşım savaşı sonrası bu amaçlarına ulaşma sürecini başlatarak 1950 Bayar-Menderes diktatörlüğü ile de epeyce yol kat ettiler.

1990’lı yıllarda SSCB ve Doğu Blokunun dağılmasıyla çekmecelerinde sakladıkları Sevr’i yeniden formatlayıp güncelleyerek uygulamaya koyma planlarını yaptılar. Bu Yeni Sevr’e önce GOP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika Projesi) sonra BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adını verdiler. İlk olarak ABD’deki Sea Island G-8 Zirvesi’nde resmileşen, GOP (Kuzey Afrika, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’yı kapsıyordu.), 2006 yılında Armed Forces Journal (ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi)’nde ise BOP olarak yayınlandı ve 15 Eylül 2006 İtalya’daki NATO Savunma Kolejinde gösterildi.

BOP haritası ile önce West Armenia ve Free Kurdistan olmak üzere Türkiye üç parçaya bölünüyor, daha sonra İstanbul ve boğazları içeren emperyalizmin yönetiminde Vatikan benzeri uluslararası bir devletcik kurulması planlanlanıyor.

İşte 10 Ağustos 2026’da yani Sevr’in 106.yılında TBMM’de imzalanan Kamuoyunda “süreç yasası”, “Çerçeve Yasa” veya “Terörsüz Türkiye Yasası” olarak adlandırılan düzenleme tam ve resmi adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” BOP’a açılan kapının anahtarıdır. Bu kapının açılması ile BOP süreci yani Türkiye’nin parçalanma süreci başlamıştır. Bu süreci planlayan yukarıda da ifade edildiği gibi başını ABD’nin çektiği, AB ve İngiltere’nin de içinde olduğu aynı haydut emperyalist devletlerdir.

Projenin onlar adına uygulayıcısı ABD Haydut Devleti Ankara Büyükelçisi ve Bölge Valisi Pedofil Tohomas Barrack, Abdullah Öcalan, Erdoğan ve Bahçeli’dir. Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” gibi resmi bir statü veya rol verilmesi yönünde bir önerisi ve tartışmaya açtığı bir formülü olmuştur. Dolayısıyla BOP’un koordinatörü Abdullah Öcalan’dır. Yaptıkları ihanetin farkında oldukları için “Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.” denilerek kendilerini güvenceye almayı planlamaktadırlar. Ancak yanılıyorlar! Yargılanmaktan, hesap vermekten kurtulamayacaklar. Hiçbir güç BOP planını uygulayanları, imza veren hainleri kurtaramayacak!

Başta işçiler olmak üzere, kamu emekçileri, Jön Türk gelenekli Türk gençliği, Milletin efendisi olan yoksul köylülüğe çağrımızdır. Pandoranın kutusu açılmıştır, emperyalist haydut devletler vatanımızı parçalama sürecini uygulamaya geçirmiştir. Mustafa Kemal ve Kuvayimilliyeci atalarımızın miras bıraktığı Cumhuriyet bayrağı ellerimizdedir. O bayrak İkinci Kurtuluş Savaşımızda en yükseklerde dalgalanmaya devam edecektir. Bağımsızlık ve özgürlük bizim karakterimizdir! Emperyalistleri ve işbirlikçilerini bir daha dönmemek üzere yurdumuzdan kovacağız!

Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku