08 Mart 2026 Pazar
Selam Olsun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Ruhuna ve Özüne Göre Yaşatanlara!
Selam Olsun 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Örgütlü Mücadeleyi Örenlere!
8 Mart 1857… Kapitalizmin vahşi çarklarının döndüğü Amerika’da İşçi Sınıfı insanlık dışı koşullarda çalışmaktadır Kadını, Erkeği ve Çocuğuyla …Bu düzene insanoğlu dayanır mı? Hele yaşamı üreten kadınlar, güneşten de önce uyanan kadınlar? İnsan isyan ruhludur….Bir kıvılcım yeter.
Bu kıvılcım günde 15-16 saat çalışan ancak çok düşük ücret alan New York’lu Dokuma İşçisi Kadınlardan gelir. Daha iyi yaşama koşulları, eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü talepleriyle greve çıkarlar İşçiler. Ne yazık ki Parababalarının bugün de yaptığı gibi, grev zorla ve kanla bastırılır.
1910’da 8 Mart, Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart 1857’de katledilen kadın işçileri anmak ve mücadele günü olarak kutlanmak üzere 2. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak oybirliğiyle kabul edilir ve o günden bugüne 8 Mart’lar bizler için hem anma hem de mücadele günü olarak devam ede gelir.
İşte bu katliamın üzerinden 169 yıl geçti.
Dünyada ve ülkemizde değişen bir şey var mı kadınlarımız, erkeklerimiz ve çocuklarımız açısından?
Parababaları 1800’lerde, 1900’lerde neyse bugün de aynı şekilde vahşi ve acımasız. İşçi Sınıfımızı, emekçi kadınlarımızı, çocuklarımızı ölümüne sömürüyor, fabrika cehenneminde yakıyor ve kanlarını emiyorlar.
Coğrafyalar farklı olsa da sömürü, katliam aynı şekilde devam ediyor.
ABD’de 1857 yılında yaşananlar 2025 yılında Kocaeli Dilovası’nda bir fabrikada 3’ü çocuk yaşta olmak üzere 6 kadın ve 1 erkek işçinin göz göre göre yandığı yangından farklı mı? Ya da hakları için direnen kadın erkek işçilere yapılan saldırılar o zamanki baskı ve zulümden farklı mı?
İşte MESEM’lerde katlettikleri çocuklarımız…
İşte her gün acımasızca, vahşice katledilen kadınlarımız…
İşte tarikat, cemaat ve gerici derneklerde yaşamları, masumiyetleri ve gülüşleri çalınan çocuklarımız….
Ya Dünyada yaşananlar…
ABD Emperyalizminin azgın saldırıları devam ediyor. Önce Venezuela, Küba ve şimdi de Ortadoğu’daki bekçi köpeği İsrail ile birlikte İran’a saldırısı. Küba ‘da ABD ambargosu nedeni ile çocuklar, bebeler ilaca ulaşamazken İran’da kız çocuklarının okuduğu okulu hedefli bombalayarak 165 mazlum yavrunun bedenini parça parça ediyor canavar Emperyalizm…
Görüldüğü üzere her hücrelerinden kan ve pislik akıyor bu Emperyalist Parababaları düzeni ve bu düzenin bekçiliğini yapan Ortaçağcı Gericiliğin. Her gözeneği kötülük, ahlâksızlık, acımasızlık dolu! Kötülüğe doymuyorlar! Sınırsız kötülüklere; en çok da küçücük çocuklara, kadınlara reva gördükleri akıl almaz, yürek dayanmaz, insanlık dışı kötülüklere doymuyorlar. Hiçbir insani, ahlaki ve vicdani değere sahip olmayan Parababaları, tüm dünya halklarına, işçilere, kadınlara, çocuklara kan kusturuyor, cehennem hayatı yaşatıyor.
Hele ülkemiz gibi Ortaçağcı Gericiliğin egemen olduğu toplumlarda bu sömürü ve ayrımcılık daha da azgınlaşmaktadır.
Bir taraftan Ortaçağcı gerici yuvalarda işlenen suçların üstü AKP’giller yargısı tarafından ya örtülüyor ya da gerekli cezalar verilmeyerek suçlular ödüllendiriliyor. Bu nedenle her yıl hem kadın cinayetleri hem de kadına, çocuğa yönelik istismar olayları artıyor.
Meclis’te bu ve benzeri konuların araştırılması için verilen önergelere AKP’giller ve onun suç ortağı MHP hep ret oyu veriyor. Bizzat AKP’giller’in Reisi ve içlerinde kadınların da olduğu Bakanları tarafından yapılan “kadın erkek eşit değildir, bir kereden bir şey olmaz, küçüğün rızası vardı” gibi akıl almaz açıklamalarla kadına yönelik şiddeti ve kadın, çocuk istismarını AKlayıp, yarattıkları kul kişilikleri bu suçları işlemeye özendiriyorlar. Bu nedenle AKP’giller döneminde kadına yönelik şiddet %1400 artmıştır. 2025 yılında 457 kadın erkekler tarafından katledilmiştir, 2026’da ise katledilen kadın sayısı bugün itibarıyla 70’dir. 20 Şubat 2026 tarihinde ise bir günde 6 kadın katledilmiştir.
Şunu da unutmamak gerekir. Kadına ve Aile üyelerine yönelik şiddeti engellemede büyük öneme sahip İstanbul Sözleşmesi’nden AKP’giller’in Reisi tarafından bir gece çekilme kararı alınması da kadına yönelik şiddetin artmasında öneml bir rol oynamıştır.
Yaşamına devam eden biz kadınları ise Ortaçağcı Gericilik nerede ise nefes aldıramaz hale getirmek istemektedir.
Ortaçağcı Gerici AKP’giller nafaka süresi kısıtlansın, nafaka yerine “mehir” getirilsin, evlilik yaşı düşürülsün istiyorlar. Yani Medeni Kanun’un yerine Şer’i Hukuk getirilsin istiyorlar. Artık böyle bir düzende Kadının özgürlüğü olan Laiklikten bahsedilebilir mi?
Yine 4+4+4 eğitim modeli ile kız çocukları okuldan uzaklaştırılmakta, kadınlar iş yaşamından alıkonulmak istenmekte, çalışan kadınlarımız ise düşük ücretlerle, sigortasız çalıştırılmaktadır. Ülkemizde etkisi her geçen gün artan işsizlik ve pahalılık cehennemi başta kadınlarımızı ve tüm halkımızı her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır.
Ey insanlığın yarısı olan kadınlarımız dolayısıyla bugün her zamankinden çok daha gür, çok daha kararlı, çok daha bilinçli şekilde 8 Mart’ın özüne sahip çıkmalı ve örgütlü mücadeleye katılmalıyız.
Halkçı Kamu Emekçileri olarak her 8 Mart’ta olduğu gibi bu yıl da Kadın Erkek El Ele Birlikte Mücadeleye şiarıyla alanlarda olacağız.
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Kahrolsun ABD!
Ortadoğu’dan Defol!
Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!
Yaşasın 8 Mart!
Halkçı Kamu Emekçileri
8 Mart 2026
Yedi Düvele karşı bin bir çeşit acılar, yokluklar, yoksulluklarla, genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle, dişler tırnağa takılarak ama asla boyun eğmeden Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız kazanılmış, bu zafer Cumhuriyetin ilanı ile taçlanmıştı. Ancak daha yapılacak çok iş vardı ve Kurtuluş Savaşı’mızın önderi Mustafa Kemal ve genç cumhuriyetin devrimci kadroları bir kez daha kolları sıvadılar. Ulusal bütünlüğü bozacak, ülke ve halk olarak ilerlemenin, gelişmenin önündeki her türlü engel kaldırılacaktı, başka yolu yoktu. Her fırsatta bağımsızlığımıza, gelişmemize düşman emperyalistler tarafından beslenen, cumhuriyet ve halk düşmanı kurumların ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu nedenle 3 Mart 1924’te 3 Devrim yasası yürürlüğe kondu.
3 Mart Devrim Yasaları:
Bu yasalarla, Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan Laiklik ilkesi teminat altına alınmaya çalışıldı. Böylelikle halkımızın, çocuklarımızın Laik ve bilimsel eğitim almasının önü açıldı Ancak Cumhuriyetin kuruluşundan kısa süre sonra iktidara yerleşen Finans Kapital+ Tefeci-Bezirgân ittifakı karşı devrim sürecini de kerte kerte başlatmış oldu. Süreç içerisinde 3 Devrim Yasası’nın bütünlüklerinde önemli gedikler açıldı
24 yıldır ülkemizin tepesine çöreklenen Ortaçağcı gerici AKP’giller iktidarı ise Laik Cumhuriyete izini tozunu bırakmamacasına saldırmaktadır. AKP’giller’in Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 429 sayılı Kanunla belirlenmiş temel görev alanının dışına çıkarak Medeni Kanun’un yayınlanmasından sonraki zamana ait boşanma, miras, kira sözleşmesi gibi hukuksal konularda fetvalar vermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı benzer şekilde, 2012 yılından itibaren hafızlık eğitiminde yaş sınırlamasını kaldırmıştır.
4+4+4 Kesintili Eğitim Modeliyle, ÇEDES’lerle, değerler Eğitimi’yle, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle, “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle, Laik ve Bilimsel Eğitimden eser kalmamış, okullarımız, üniversitelerimiz Peşaver Medreselerinden farksız hale gelmiştir. Taşımalı eğitimle köy okulları kapatılmış, köylerdeki aydınlık karanlığa gömülmüştür.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, MESEM faciası her yıl binlerce çocuğumuzun hayatını alt üst etmekte, onları sermayeye ucuz iş gücü olarak peşkeş çekmekte ve iş cinayetlerinde katletmektedir.
Biz Halkçı Kamu Emekçileri; 3 Mart Devrim Yasalarının bugün, 102 yıl önce çıkarıldıkları gün kadar önemli, değerli ve hayati olduğunu biliyoruz. Emperyalist Uşağı, Halk düşmanı iktidarların en azılısı AKP’giller’in Ortaçağcı gerici uygulamalarına karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Laik Cumhuriyete ve kazanımlarına sahip çıkmayı, daha da ileriye götürmeyi temel devrimci görevimiz biliyoruz. (03.03.2026)
Halkçı Kamu Emekçileri
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ramazan ayı dolayısıyla okullara gönderilen son genelge, anayasal bir ilke olan Laiklik ve Eğitimin bilimselliği esaslarına açık bir müdahale niteliğindedir. Halkçı Kamu Emekçileri olarak, pedagojik formasyondan uzak ve toplumsal barışı zedeleyen bu yaklaşıma karşı sessiz kalmayacağız!
Laiklik ilkesi, 1924 Anayasası’na 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle; 2. maddeye devletin nitelikleri olarak “Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır” biçiminde girmiştir. Daha sonra 1961 Anayasası’nda ve son olarak 1982 Anayasası’nın 2. maddesinde Laiklik ilkesi Cumhuriyetimizin nitelikleri arasına “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzur, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” şeklinde yer almıştır. Anayasamızın 4. maddesinde de Laiklik ilkesi, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez temel nitelikleri arasında sayılmıştır.
Cumhuriyetimizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmasında kilit bir rol oynayan Laiklik ilkesinin AKP’giller tarafından hedefe konması hiç şaşırtıcı değil. Bugün okullarda öğretmenlere dini kimlik kazandırılarak yüklenmeye çalışılan etkinlikler, mesleki onurumuza ve tarafsızlığımıza yapılan bir saldırının yanında çocuklar arasında oruç tutan ya da tutmayan ayrımını körükleyerek sosyal baskı mekanizması kurulmasına hizmet ediyor Yusuf Tekin imzalı bu genelgeyle Laiklik ilkesi ve inanç özgürlüğü tamamen ihlal ediliyor.
Çünkü okullar, her dinden, her mezhepten ve hiçbir inancı olmayan öğrencilerin bir arada, eşit şartlarda eğitim gördüğü kamusal alanlardır. Kamunun gücünü kullanarak tek bir inanç sistemine yönelik uygulama dayatmak, devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede durma yükümlülüğünü ortadan kaldırmış oluyor.
Ayrıca zihinsel ve sosyal gelişim süreçleri açısından da okul ortamı ayrıştırıcı değil birleştirici olmak zorundadır. Oysa genelgeyle okullarda böyle bir atmosferin kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz.
MEB’in dini referanslarla yayımladığı genelge biz eğitim emekçilerinin görev tanımı dışındadır.
Eğitim kurumlarının birincil görevi nitelikli eğitim vermektir. Yoksa çocukları aç kalmaya teşvik edip aç kalan ve kalmayanları fişlemek için çizelge tutmak ve aç kalanlara başarı belgesi vermek değil!
Okul yönetimlerinin ve Öğretmenlerin aslî görevlerini bırakıp dini organizasyonlar düzenlemesi ve ibadetlerin peşine düşmesi hem anayasal suçtur hem de evrensel eğitim ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Biz Kamu Emekçileri liyakat ve evrensel eğitim ilkelerine göre görev yapmakla yükümlüyüz. Okullarımızın cemaatlerin, tarikatların arka bahçesi haline dönüştürülmesine izin vermiyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı’nı bu yasadışı genelgesini acilen kaldırmaya davet ediyoruz.
Bizler, Halkçı Kamu Emekçileri olarak; Mustafa Kemal Atatürk ‘ün kurduğu Cumhuriyetin yılmaz savunucularıyız!
Çocuklarımızı Ortaçağ Karanlığına teslim etmeyeceğiz!
Aklın ve bilimin rehberliğinde, Laik, Bilimsel, Demokratik, kamusal ve parasız bir eğitim sistemini savunmaya devam edeceğiz!
Halkçı Kamu Emekçileri
Semai Tahir yoldaşımızı 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi sırasında, Azerbaycan caddesinde, Kahramanmaraş’ta kaybettik. Semai Tahir yoldaşımız, uzun yıllar öğretmenlik yaptığı Kahamanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde ve Kahramanmaraş’ta çok sevilen ve sayılan bir öğretmendi. Emekçi çocuklarının okuduğu, Endüstri Meslek Liselerinde meslek dersleri öğretmenliği yaptı. Çalıştığı son okullarda müdür yardımcılığı yaptı. Çalıştığı okulların temel direğiydi. Öğrencilerinin her türlü sorunuyla yakından ilgiliydi. Kahramanmaraş gibi bir yerde, Eğitim-İş sendikasının şube haline gelmesinde, örgütlenme sekreteri olarak büyük çaba gösterdi. Kahramanmaraş’ta Sokak hayvanlarının, koruyucusu idi Semai Tahir yoldaşımız. Hayatına mal olan evi de evi de sokak hayvanlarının beslenmelerini daha kolay yapmak için şehir merkezinde, Azerbaycan caddesinden kiralamıştı. Sokak Hayvanlarının korunması için Hayvanların Sesi derneğinin kurucusu oldu. Kahramanmaraş’ta yapılan, hayvan katliamlarına karşı çıktı. Hayvan katliamlarının izini sürdü.
Örgütsüz halk köle halktır şiarını, yaşamına uyarlamıştı Semai Tahir yoldaşımız. Halkçı Kamu Emekçileri içinde yer alarak sendikalar faciasının yaşandığı ülkemizde, Devrimci Sınıf Sendikacılığı mücadelesini yürüttü. AKP’giller eliyle Ortaçağ karanlığına sürüklenen ülkemizde, Halkçı Kamu Emekçileri saflarında Laik Demokratik Bilimsel Eğitim mücadelesinin içinde oldu.
Yoldaşımızı, depremden değil AKP’gillerin iktidar olduğu parababaları düzeninin, ranta betona dayalı yapılaşma nedeniyle kaybettik. Üç yıldan beri süren depremle ilgili davalarda pek az kamu görevlisine yargılama izni verildi. Mahkemelerde başlangıçta iddianamelerde olası kast diye açılan davalarda, bilinçli taksir suçu olarak değerlendirerek daha az cezalar verilmeye başlandı Bu yıkım, soygun ve vurgun düzeni yoldaşımız bizden aldı. Hesabını soracağız. Sorumlular er geç yargılanıp gereken cezayı alacaklar..
Semai Tahir Pakyürek Yoldaş Halkçı Kamu Emekçilerinin Mücadelesinde Yaşıyor!
HALKÇI KAMU EMEKÇİLERİ
23 Aralık 1930… Ortaçağcı gericiliğin şeriat naralarıyla Menemen katliamını gerçekleştirdiği o kara günün tarihi… Öğretmen olarak İzmir’in Menemen İlçesi’nde asteğmen rütbesiyle askerlik görevini yapan Mustafa Fehmi Kubilay, gözü dönmüş, canavarlaşmış, insanlıktan çıkmış, kendini Mehdi ilan eden bir sapığın önderlik ettiği Cumhuriyet ve Laiklik düşmanı Ortaçağcı şeriatçılar tarafından başı kesilerek şehit edildi o kara günde. İbret-i Alem olsun diye de şehidimizin başı, Menemen’in tüm sokaklarında mızrak ucunda gezdirildi. Hilafet çığlıkları atıldı. Bu hilafet özlemcilerinin peşinden gelmeyenlerin kılıçtan geçirileceği haykırıldı Menemen sokaklarında. Olayı haber alan Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki, olay yerine gittiler. Bu güruhun açtıkları ateş sonucu onlar da katledildiler.
Bu saldırı; Laik Cumhuriyete, aydınlığa, Mustafa Kemal’e, Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımıza ve insanlığa karşı yapılmıştı.
Kubilay, Laik Cumhuriyet’in devrimlerinin halkımız için ne kadar önemli bir adım olduğunu bilen, onları koruyabilmek uğruna vazifeye atılmak için içinde bulunduğu ahval ve şeraiti düşünmeyen bir kahraman, onurlu bir öğretmen ve subaydı. Daima kavgamızda yaşatacağız.
O günden bugüne ülkemizde Ortaçağcı gericilik ABD AB Emperyalistlerinin kucağında gitgide palazlandı. 95 yıl önceki güruh da emperyalistlerle kaynaşıktı, bugünkü güruh da AB-D Emperyalizmiyle kaynaşık durumda.
AB-D Emperyalistleri tarafından ülkemiz için Yeni Sevr demek olan BOP çerçevesinde, 25 yıl önce bir proje partisi olarak iktidara getirilen ve hizmette kusur etmemek kaydıyla da iktidarda tutulan AKP’giller, ülkemizin tüm üst yapı kurumlarını ele geçirdiler. Kendilerine direnç oluşturabilecek orduyu, yargıyı, üniversiteleri, basını; baskıyla, iktidar zoruyla ve ahlaksız, yandaş atamalar yoluyla susturdular, yok ettiler. Kendi cephelerinden en büyük karşı devrimi ise eğitim alanında yaptılar. Zaten 1950’lerden bu yana, kapatılan Köy Enstitülerinin yerine ülkemizin dört bir yanında İmam Hatipler pıtrak gibi açılmaya başlamıştı. 24 yıllık AKP iktidarı ise okulöncesinden üniversitelere kadar tüm eğitim kurumlarımızı Peşaver Medreseleri’nden farksız hale getirdi. Dün yeşil sancaklarla ortaya çıkanlar, bugün 4+4+4, “Değerler Eğitimi”, ÇEDES, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” maskeleriyle azgın Ortaçağcı gerici saldırılarını sürdürmekteler. Hazırladıkları protokoller ile okullarımızda tarikatlar, imamlar cirit atmakta. Laik ve Bilimsel eğitime kırıntısını dahi bırakmamacasına saldırmaktalar. Uyguladıkları bu hain politikalarla çocuklarımızı, gençlerimizi 1400 yıl öncesinin Köleci Arap toplumunun kör kuyularına hapsedip, düşünemeyen, sorgulayamayan kullar yaratmayı hedeflemekteler.
Bu ABD-AB uşağı hain iktidarın temel hedefi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde kazandığımız Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine kurulmuş olan Laik Cumhuriyet’i yıkıp, yerine Ortaçağcı Faşist Din Devleti kurmaktır.
Ama bu ülkenin gerçek Vatanseverleri, Birinci Kuvayimilliyeci Atalarımızın gerçek devamcıları varken bu hain emellerine asla ulaşamayacaklar.
Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi, İkinci Kurtuluş Savaşı’mızda da AB-D Emperyalistlerini ve yerli işbirlikçilerini geldikleri gibi göndereceğiz. Ama bir farkla: bu kez bir daha gelmemek üzere bu topraklardan def olacak, hak ettikleri yer olan Tarihin çöplüğünde yok olup gidecekler. (23.12.2025)
Devrim Şehidi Teğmen Kubilay Ölümsüzdür!
Yaşasın Laik Cumhuriyet! Kahrolsun Ortaçağcı Gericilik!
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Halkçı Kamu Emekçileri