DOLAR 48,84710,12%
EURO 55,39990,06%
ALTIN 6.740,800,33
BITCOIN 41261360.39654%
İstanbul
22°

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Halkçı Kamu Emekçileri

Halkçı Kamu Emekçileri

23 Eylül 2026 Çarşamba

Halkçı kamu Emekçileri Olarak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılının Başlangıcında İstanbul’dan Haykırdık: Okullar açılıyor, masraflar el yakıyor! Ders Zili Değil Dert Zili Çalıyor!

Halkçı kamu Emekçileri Olarak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılının Başlangıcında İstanbul’dan Haykırdık: Okullar açılıyor, masraflar el yakıyor! Ders Zili Değil Dert Zili Çalıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

20 Eylül 2026 Pazar günü İstanbul Bakırköy Özgürlük Meydanı’ında Halkın Kurtuluş Partisi Kadın Çocuk Komitesi ile birlikte yaptığımız eylemde Halkçı Kamu Emekçileri olarak bizler de Ders Değil Dert Zili Çalıyor dedik. Yükselen enflasyonu, yapılan zamların halkımızı daha da yoksullaştırışını, okul masraflarının altından  işçi-emekçi halkımızın kalmasının mümkün olmayışını, çocuklarımızın açlığa mahkum edilişini, okullarımızın en temel hijyen gereksinimlerinin bile MEB tarafından karşılanmayışını ve çocuklarımızın hakkı olan Laik ve Bilimsel eğitimin kırıntısının dahi kalmayışını protesto ettik.

Eylemde Halkçı Kamu Emekçisi İlhami Erdem bir konuşma yaptı. Erdem konuşmasında şunları söyledi:

“Saygıdeğer Halkımız;

Halkçı Kamu Emekçileri adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce konuşma yapan arkadaşlar Türkiye’deki yoksulluğu, Türkiye’deki işsizliği, pahalılık cehennemini net bir şekilde ortaya koydular. Bu cehennem hepimizin cehennemi! Bu cehennemi hepimiz yaşıyoruz! Şu anda bizi dinlemekte olan halkımız da yaşıyor, şu anda eylemimizi kaydetmekte olan emniyet mensupları da yaşıyor.

Ve biz bu yoksulluğun, bu akıl almaz derecede zorlukların okullara yansımasını bizzat sınıflarda görüyoruz. Çocuklarımız okullara ceplerinde harçlık olmadan geliyorlar. Çocuklarımız lavaboya gittikleri zaman ellerini yıkayacak sabun bulamıyorlar. Okulların önünde yeterli güvenlik önlemleri almak için yeterli ödenekler gönderilmiyor.

Zaten benden önce konuşan arkadaşlar durumu ayrıntılı bir şekilde ifade ettiler.

Sadece birkaç ek yapmak gerekirse Değerli Halkımız;

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki şu anda alım gücü baz alınarak yapılan hesaplamalarda Türkiye en yüksek enflasyon sıralamasında dünyanın beşinci sırasında. Ve birçok Ortadoğu ülkesinden, birçok Afrika ülkesinden, birçok yoksul Latin Amerika ülkesinden çok daha yüksek oranda enflasyonun bizi kuşattığı bir ortamda hayat savaşı vermeye çalışıyoruz. Emeklilerimiz 23 bin liralık sefalet ücretine mahkûm edilirken, ABD-AB Emperyalizmi tarafından bu ülkenin başına bela edilmiş olan AKP’giller’in Kaçak Saray’ının günlük masrafı tam 50 milyon TL. Biz, işte bunlar için mücadele ediyoruz. Her gün burada, Bakırköy Meydanında sokak röportajları yapılıyor, orada insanların çektiği acıları, insanların pazar torbalarını nasıl dolduramadığını çok net bir şekilde görüyoruz, bunlara şahit oluyoruz.

Oysa az önce altını çizdiğimiz gibi Türkiye’nin bütün zenginliklerini bir avuç yerli-yabancı Parababasına peşkeş çeken AKP iktidarının bütün avaneleri zevkusefa içinde lüks bir yaşam sürüyor.

Saygıdeğer Halkımız;

Eskiden “Millî Eğitim Bakanlığı” diye ifade ettiğimiz Bakanlık şu anda “Millî” olma özelliğini tümüyle yitirmiş durumdadır. Bunun en bariz örneklerinden birisi; milyonlarca şehit vererek zafere ulaştırdığımız Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza yönelik saldırılarıdır.

Ne diyor Millî Eğitim Bakanı?

“Kurtuluş Savaşı demeyeceğiz bundan sonra” diyor, “Neyden kurtulduk ki?” diyor.

Bu ülkenin ekmeğini yiyen, bu ülkenin suyunu içen, Bakanlık mertebesine kadar yükselmiş olan bir insanın bunu söylemesi halkımız için tam bir faciadır.

Aynı zamanda Millî Eğitim Bakanlığı az önce sıralanan bütün sorunlar net bir şekilde ortada dururken neler yapıyor?

Okullara genelgeler gönderiyor.

Örneğin; İstanbul Valiliğinin gönderdiği genelge buna bir örnek. Sanki tek derdimiz okullardaki mescitmiş gibi, okulların mescit ihtiyacının karşılanmasından bahsediyor. Aynı zamanda bildiğimiz gibi gerici vakıf ve derneklerle protokoller imzalayarak okullarımızı cemaatlerin, tarikatların arka bahçesine dönüştürmeye çalışıyorlar.

Başka ne yapıyor Millî Eğitim Bakanlığı?

Yine okullara genelgeler göndererek eğitim-öğretimin temel unsurlarından biri olan öğretmenleri tek tip kıyafet giyecek hale getirmeyi amaçlıyor ve önlük dayatmasını zorunlu kılıyor.

Bildiğimiz gibi aynı kadrolar bundan 7-8 yıl önce, sadece Siyasal İslam’ın bir simgesi olan türbanı okullara sokabilmek için, ikiyüzlü bir şekilde “kılık kıyafet serbestisini” savunmak kisvesi altında güya “mücadele” ettiler. Ama şu anda gelinen noktada, bırakalım kılık kıyafet serbestisini, öğretmenleri tektipleştirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor ama öğretmenlerimiz, örgütlülükleri sayesinde tüm bunlara direniyorlar.

Başka ne yapıyor Millî Eğitim Bakanlığı?

ABD Emperyalizminin Türkiye’deki yerli işbirlikçileri eliyle uygulamaya koyduğu BOP’u “Okullarda savunun” diye genelgeler gönderiyor.

Bildiğimiz gibi “terörsüz Türkiye, barış, kardeşlik” vs. lagalugalarıyla süslenip püslenmeye çalışılan süreç tam anlamıyla Türkiye’nin Yeni Sevr projesi çerçevesinde en az üç parçaya bölünmesidir. AKP’giller bütün kamu kurumlarını kendi ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürdükleri gibi gencecik çocukların zihinlerine de bu ihanet projesini kodlamaya çalışıyorlar.

Saygıdeğer Halkımız;

24 yıldır bu iktidarın Türkiye halkına verebileceği hiçbir şey olmadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Bunu biliyoruz. Ancak şunu da aklımızdan çıkarmamak gerekiyor: Bu iktidarla kayıkçı kavgası vererek güya muhalefet yapanlar da sizi kandırıyor! Onlar da “Üretilmiş Muhalefet”, onlar da sınırları çizilmiş muhalefet!

Dolayısıyla Saygıdeğer Halkımız;

Kurtuluşumuz tıpkı arkadaşımızın ifade ettiği gibi İkinci Kurtuluş Savaşı’yla mümkündür. Biz, Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu ülkede Devrimci Demokratik Halk İktidarını hayata geçirmek için mücadele ediyoruz. İkinci Kurtuluş Savaşı’ndan kastımız işte budur. Bu iktidarı kurduğumuz zaman çocuklarımız okullara aç gitmeyecek. Çocuklarımız okullarda hijyen malzemelerinden mahrum kalmayacak. Anne-babalar gözyaşları içinde çocuklarını okula göndermeyecekler.

Örneğin Sivas’ta “askıda tost uygulaması” başlamış Saygıdeğer Halkımız. Yani çocuklarımız tost alacak parayı bulamadıkları için utanç verici bir şekilde bu uygulamayı hayata geçiriyorlar ve bir de bunu “hayır projesi” olarak olumlamaya çalışıyorlar.

İşte Halkın Kurtuluş Partisi iktidarında tüm bunlar ortadan kalkacak. Halkın kaynakları sadece ve sadece halkın ihtiyaçları için harcanacak. Bir avuç Parababasından halkımızdan gasp ettikleri bütün değerler alınacak ve gerçek sahiplerine teslim edilecek.

İşte biz buna Devrimci Demokratik Halk İktidarı diyoruz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

 Eylemimizi coşkuyla attığımız sloganlarımızla sonlandırdık. (22.09.2026)

                                                                                                        İstanbul’dan Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

BOP İHANET PLANLARI İLE ÇOCUKLARIMIZI DA ZEHİRLEMEK İSTİYORLAR! 

BOP İHANET PLANLARI İLE ÇOCUKLARIMIZI DA ZEHİRLEMEK İSTİYORLAR! 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İngiliz Emperyalistlerinin söylemiyle söyleyelim, “Hasta Adam” Osmanlıyı parçalama antlaşması olan Sevr   okullarda okutulmuştu.  AKP’giller de ülkemiz bakımından  Yeni SEVR demek olan ABD-AB Emperyalistlerinin BOP’unu çocuklarımıza, gençlerimize kabul ettirmek için aynı ihanet yollarına başvuruyor. 

Bunun için AKP’giller’in Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin imzası ile yayınladığı ve 81 ile gönderdiği genelge ile “Barış, Demokrasi, Kardeşlik, vb” sözcükler kullanarak çıkardıkları ve Yeni Sevr’in kapısını açacak “anahtar” olan ihanet yasası “Çerçeve Yasa”nın  2026-2027 eğitim-öğretim yılında, tavizsiz eğitim programlarının ana hedeflerinden biri olacağını ilan etti.

Laik Cumhuriyet düşmanı, bu Ortaçağcı gerici halk düşmanı vatan hainlerine, Laik ve Bilimsel eğitimi tarumar ettikleri, halkımızı işsizlik ve pahalılık cehenneminde kıvrandırarak halk çocuklarımızı açlığa mahkum ettikleri, yaptıkları doğa katliamları ile yavrularımıza yaşanacak bir çevre bırakmadıkları yetmiyor. Geleceğimiz yavrularımızı okullarda zehirleyerek, halkları birbirine düşürecek olan, ülkemizi en az üç parçaya bölerek ABD -AB Emperyalistlerinin sömürgesi konumuna getirecek olan, Ortadoğu’nun bağrına yeni bir petrol bekçisi, ikinci bir İsrail sokacak olan hain emelleri Yeni Sevr’e ikna etmenin, kabul ettirmenin planlarını yapıyorlar. 

Böyle bir ortamda ne yazık ki sendikalar faciası kangrenleşerek devam ediyor. Ülkemiz bir yandan Ortaçağcı Faşist Din Devletine, bir yandan da Yeni Sevr bataklığına sürüklenirken, kürsülerden atılan sloganlarla mı çocuklarımızı bu hainlerin ellerinden kurtaracağız?

Halkçı Kamu Emekçileri olarak bir kez daha sesleniyoruz: Vatanı olmayanın sendikası da olmaz! Bunun için TÖS’ün geleneklerine gerçekten sahip çıkarak, devrimci sınıf sendikacılığını mihver edinerek ABD Emperyalistlerine ve onların yerli işbirlikçilerine karşı mücadelede ikircimsiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Bizler Halkçı Kamu Emekçileri olarak şimdiye kadar olduğu gibi bu anlayışla sendikal mücadelemize devam edeceğiz. Çocuklarımızı da ülkemizi de bu zalimlerden kurtarmak için İkinci Kurtuluş Bayrağını elimizden hiç düşürmeyeceğiz!

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz! 

Yaşasın Eğitim-İş! 

Yaşasın Kamu-İş!  (24.08.2026)

Halkçı Kamu Emekçileri 

Devamını Oku

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!

10 AĞUSTOS 1920 SEVR! 10 AĞUSTOS 2026 BOP!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kuvayimilliye ile yırtıp çöpe attığımız Sevr antlaşmasının 106. yılında Yeni Sevr demek olan BOP’un kapısını açan anahtar yasa TBMM’den geçti. Vatana ihanet olan BOP Yasasına en sağından, en dincisine, en sol, sosyalist görüneninden sosyal demokratına kadar 467 milletvekili evet oyu verdi.

Emperyalist haydut devletler Osmanlı Devletini 1800’lerin sonlarından itibaren paylaşmak için gizli açık anlaşma ve planlar yapıyorlardı. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının asıl amacı da Osmanlı’nın paylaşılmasıydı. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın tek gerçek destekçisi SSCB’nin kurucusu Lenin, Çarlık Rusya’nın arşivindeki gizli anlaşmaları hem Mustafa Kemal’e hem de dünya kamuoyuna açıklamıştı. Bu antlaşmalar:

İstanbul Antlaşması (1915): Boğazlar ve Marmara çevresi Rusya’ya bırakıldı.

Sykes-Picot Antlaşması (1916): Ortadoğu (Irak, Suriye, Lübnan) İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı.

Londra Antlaşması (1915): İtalya’ya On İki Ada ve Ege/Akdeniz çevresi vadedildi.

Petrograd Sözleşmesi (1916): Doğu Anadolu (Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis) ile Van Gölü’nün doğusu Rusya’ya verildi.

Saint-Jean-de-Maurienne (1917): İzmir, Aydın, Konya ve Antalya çevresi İtalya’ya vadedildi.

Emperyalistler, birinci paylaşım savaşında Osmanlının da içinde olduğu İttifak Devletlerinin yenilgisi sonrası Osmanlıyı paylaşım süreci 1918 Mondros Antlaşması ile başladı ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile sonuçlandı. ABD’nin de içinde olduğu emperyalistler sevinçten sarhoş olmuşlardı, artık Türklerin Anadolu’dan atılmasının yolu açılmıştı.

Ancak unuttukları, hesaba katmadıkları bir olay gerçekleşti: Kuvayimilliye. Dahi komutan alfa kurt Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleşen Kuvayimilliye yok olma eşiğindeki Türkleri, Türkiye’yi Zümrüdü Anka misali küllerinden yeniden doğurdu, hem de arınarak! Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız aynı zamanda tüm dünyadaki mazlum milletlere meşale oldu, sömürgeciliğe karşı mücadelenin bayrağı oldu.

Batılı sömürgeci emperyalistler uğradıkları bu yenilgiyi hiçbir zaman unutmadılar. Türkiye’yi yenmek, zayıflatmak, parçalamak için açık gizli her tür yöntemi kullandılar ve ne yazık ki 1945 ikinci paylaşım savaşı sonrası bu amaçlarına ulaşma sürecini başlatarak 1950 Bayar-Menderes diktatörlüğü ile de epeyce yol kat ettiler.

1990’lı yıllarda SSCB ve Doğu Blokunun dağılmasıyla çekmecelerinde sakladıkları Sevr’i yeniden formatlayıp güncelleyerek uygulamaya koyma planlarını yaptılar. Bu Yeni Sevr’e önce GOP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika Projesi) sonra BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adını verdiler. İlk olarak ABD’deki Sea Island G-8 Zirvesi’nde resmileşen, GOP (Kuzey Afrika, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’yı kapsıyordu.), 2006 yılında Armed Forces Journal (ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi)’nde ise BOP olarak yayınlandı ve 15 Eylül 2006 İtalya’daki NATO Savunma Kolejinde gösterildi.

BOP haritası ile önce West Armenia ve Free Kurdistan olmak üzere Türkiye üç parçaya bölünüyor, daha sonra İstanbul ve boğazları içeren emperyalizmin yönetiminde Vatikan benzeri uluslararası bir devletcik kurulması planlanlanıyor.

İşte 10 Ağustos 2026’da yani Sevr’in 106.yılında TBMM’de imzalanan Kamuoyunda “süreç yasası”, “Çerçeve Yasa” veya “Terörsüz Türkiye Yasası” olarak adlandırılan düzenleme tam ve resmi adı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” BOP’a açılan kapının anahtarıdır. Bu kapının açılması ile BOP süreci yani Türkiye’nin parçalanma süreci başlamıştır. Bu süreci planlayan yukarıda da ifade edildiği gibi başını ABD’nin çektiği, AB ve İngiltere’nin de içinde olduğu aynı haydut emperyalist devletlerdir.

Projenin onlar adına uygulayıcısı ABD Haydut Devleti Ankara Büyükelçisi ve Bölge Valisi Pedofil Tohomas Barrack, Abdullah Öcalan, Erdoğan ve Bahçeli’dir. Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” gibi resmi bir statü veya rol verilmesi yönünde bir önerisi ve tartışmaya açtığı bir formülü olmuştur. Dolayısıyla BOP’un koordinatörü Abdullah Öcalan’dır. Yaptıkları ihanetin farkında oldukları için “Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.” denilerek kendilerini güvenceye almayı planlamaktadırlar. Ancak yanılıyorlar! Yargılanmaktan, hesap vermekten kurtulamayacaklar. Hiçbir güç BOP planını uygulayanları, imza veren hainleri kurtaramayacak!

Başta işçiler olmak üzere, kamu emekçileri, Jön Türk gelenekli Türk gençliği, Milletin efendisi olan yoksul köylülüğe çağrımızdır. Pandoranın kutusu açılmıştır, emperyalist haydut devletler vatanımızı parçalama sürecini uygulamaya geçirmiştir. Mustafa Kemal ve Kuvayimilliyeci atalarımızın miras bıraktığı Cumhuriyet bayrağı ellerimizdedir. O bayrak İkinci Kurtuluş Savaşımızda en yükseklerde dalgalanmaya devam edecektir. Bağımsızlık ve özgürlük bizim karakterimizdir! Emperyalistleri ve işbirlikçilerini bir daha dönmemek üzere yurdumuzdan kovacağız!

Halkçı Kamu Emekçileri

Devamını Oku

2 TEMMUZ’UN DA ALTINDA NATO’NUN BABASI ABD’NİN İMZASI VARDIR!

2 TEMMUZ’UN DA ALTINDA NATO’NUN BABASI ABD’NİN İMZASI VARDIR!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nın 33. Yılı!

Sivas Katliamı’nı ve daha birçok katliamı NATO’ya bağlı Süper NATO da denilen Kontrgerilla yapmıştır, katliamda maşa olarak Ortaçağcı şeriatçıları kullanmışlardır. ABD-AB’nin savaş ve katliam örgütü NATO 1949’da kuruldu ve kuruluşundan 3 yıl sonra, 1952 ‘de Türkiye, ABD uşağı Bayar-Menderes iktidarı tarafından hızla NATO’ya üye yaptırıldı.
Ülkemizde CIA-Pentagon İslamı ile kafayı yakmış, Laiklik, Mustafa Kemal düşmanı canileri yetiştirdi, besledi, büyüttü emperyalistlerin kanlı soykırım örgütü NATO.
Önceleri İngiltere’nin, sonraları ABD’nin -CIA’nın palazlandırdığı tarikat ve cemaatler, dini hassasiyeti olan ailelerin çocuklarını örümcek ağlarına hapsedip, zihinlerini dini dogmalarla yakarak, bir daha kolay kolay düşünemeyecek hale getirdiler. Madımak Oteli’nin önünü dolduran, Şeriat naraları atan bu cani sürüsü, Sovyetleri çevreleyip yok etmek amacıyla oluşturulan ABD yeşil kuşak projesinin eseriydi. Çünkü Kanlı Zalim ABD, sosyalizmin Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye, buradan da Ortadoğu’ya doğru yayılmasından korkuyordu. Onların bu hain emellerine hizmet edecek insan tipi, kul kişilikli, düşünemeyen, sorgulamayan, insan tipiydi. Bu emperyalist çakallara, ümmet zihniyetiyle inmelendirildiği için içinde en ufak vatan sevgisi taşımayan, vatanımızın yeraltı-yerüstü kaynaklarını emperyalistlere peşkeş çekmekten adeta zevk duyan, vatan, millet düşmanı hainler gerekiyordu. Tefeci-Bezirgân sermaye ve onun ideolojisi olan şeriatla donatılmış, öbür dünyadan başka bir şey düşünmez, yine öbür dünya için bağlandığı CIA yetiştirmesi şeyhi sus deyince susan, vur deyince vuran, sırtına bomba tak, kendini patlat deyince patlatan, canlı canlı insan yak deyince yakan insanlıktan çıkmış insanlar gerekiyordu. NATO’nun babası ABD, CIA bu kul kişilikli Ortaçağcı insan tipini yaratmada hızla yol aldı. Orta Doğu toplumlarının ciddi bir kısmının sütünü bozup, bu bağımsızlıkçı sosyalist mayalanmayı engelledi.
Sosyalizm ülkemizde ve bölgemizde yayılırsa ne olurdu?
Şu olurdu: ülkemizdeki ve Ortadoğu’daki ABD varlığı, sömürüsü son bulurdu. ABD Emperyalizmi tası tarağı bile toplayamadan def olur giderdi, Filistin özgür olur on binlerce masum kadın, çocuk öldürülemezdi. Siyonist İsrail kurulamazdı, Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye parçalanamazdı, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız ile yırtıp çöpe attığımız Sevr, BOP çerçevesinde formatlanıp önümüze Yeni Sevr olarak konamazdı, bölge kanla gözyaşı ile değil, bilimle, sanatla, yüksek yaşam düzeyi ile başarılarla anılırdı.
Burada tarikat-cemaat bataklıklarını besleyen damar, Ortaçağ artığı irticanın kaynağı, ülkemizde capcanlı duran ve AKP’nin omurgasını oluşturan Tefeci Bezirgân sermaye sınıfıdır. Bu hain, vatan ve ulus düşmanı sınıf, Finans-Kapital ile etle tırnak gibi kaynaşarak yeraltı-yerüstü tüm değerlerimizi emperyalizme peşkeş çekmekte, halkımıza ölümlerden ölüm beğendirmektedir.
İşte 33 yıl önce Sivas’ta aydınlarımızı diri diri yakanlar bu emperyalist çakalllar ve onların yerli işbirlikçileridir, ABD-AB Emperyalistleri tarafından palazlandırılan Ortaçağcı gericiliktir.
Emperyalistlerin kanlı katliam örgütü NATO birkaç gün sonra, 7 Temmuz’da yeni katliamlar, saldırılar planlamak üzere ülkemize, Ankara’ya geliyor. Bizler, Halkçı Kamu Emekçileri olarak tam da bu nedenlerle, bulunduğumuz her yerde “NATO’ya Hayır” demeye devam ediyoruz. “Halklara zulüm, kan, gözyaşı ve ölüm getiren katil NATO ülkemizden defol!” diyoruz.
Sivas Katliamı büyük bir insanlık suçudur ve hep söylediğimiz gibi bir kez daha söyleyelim insanlık suçlarında zaman aşımı yoktur!
Sivas’ın hesabı er ya da geç sorulacaktır.
Buna inancımız tamdır.
Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi!
Katil NATO Ülkemizden Defol!
Katil NATO Ortadoğu’dan Defol! (02.07.2026)
HALKÇI KAMU EMEKÇİLERİ

Devamını Oku

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.
2

BEĞENDİM

ABONE OL

“Öğretmenler, egemen sınıfların emir kulu ya da yönetici tabakalarının çocuk avutucuları değildirler.

Öğretmen yalvarmaz.

Öğretmen boyun eğmez.

Öğretmen el açmaz.

Öğretmen ders verir.”

Fakir Baykurt

Bir ABD, İngiltere ve İsrail projesi olan, 24 yıldır ülkemizin başına musallat edilen AKP’giller’in eğitim alanında yarattığı derin yaralardan biri mülakat mağduru öğretmenlerin atanmaması, güvencesiz çalışma koşulları, taban maaş haklarının olmaması ve kendilerine  verilen sözlerin tutulmaması olmuştur.

Öğretmenler de hakkını aramak ve seslerini duyurmak için aileleriyle birlikte en temel demokratik haklarından biri olan ifade özgürlüğünü kullanmak istemişlerdir.

Ne yazık ki Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu Ankara’nın göbeğinde polis barikatları, polis şiddeti ve gözaltılar la karşı karşıya kalmıştır.

Böl parçala yönet politikasıyla öğretmenleri ayrıştıran AKP’giller özel sektör öğretmenlerini güvencesizliğe mahkûm etmiştir.

Vatan topraklarımızı satan, kamu mallarını aşıran, ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan eden yabancı ve yerli Parababalarına, kadın düşmanlarına, kadın katillerine, çocuk istismarcılarına, doğa ve hayvan katliamcılarına kalkması gereken eller eğitim emekçilerine kalkmıştır.

Halkçı Kamu Emekçileri olarak meslektaşlarımızın ve ailelerinin haklı mücadelesinin yanındayız.

Okullarımızın Ortaçağcı gerici, emperyalist politikaların kuşatması altına girmesine, eğitim emekçilerinin ucuz iş gücü olarak görülmesine asla izin vermeyeceğiz.

İnsanca yaşanacak ücret, taban maaş hakkı, adil atama sistemi, laik, bilimsel, demokratik, parasız bir eğitim sistemi sağlanana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.

Devamını Oku