Birleşik Kamu-İş Başkanı’nın Antalya Büyükşehir Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı’na Dair…

Birleşik Kamu-İş Başkanı’nın Antalya Büyükşehir Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı’na Dair…

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mehmet Balık’ın Antalya Büyükşehir Belediyesine Muhtarlık İşleri Daire Başkanı olarak görevlendirildiği, özellikle sendikal kamuoyunda ve sosyal medyada epeyce yazıldı çizildi, tartışıldı ve de tartışılmaya devam ediyor.

“Büyükşehir Belediyesi’nde Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı’nı vekaleten yürütecek olan Balık’ın, Muhittin Böcek’in danışmanları arasında yer alması bekleniyordu.” (Mustafa Koç, Antalya Körfez Gazetesi, 29.11.2019)

Ayrıca Antalya Büyükşehir Belediyesi web sitesinde de Mehmet Balık’ın adı Muhtarlık İşleri Daire Başkan Vekili olarak yer almaktadır.

Mehmet Balık’ın bugüne kadar Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanlığından istifa ettiğine dair bir bilgiye ulaşamadık. Mehmet Balık daha önce 31 Mart 2019’da CHP’den Antalya Konyaaltı Belediye Başkanlığı için aday adayı olup, memurluktan istifa etmiş ancak aday yapılmadığından dolayı tekrar devlet memurluğuna dönmüştü. Dolayısıyla Mehmet Balık’ın Antalya Büyükşehir Belediye Muhtarlık İşleri Daire Başkan Vekili olması, siyasete girmesi kişisel ikbali için başarı olarak da değerlendirilebilir.

Ancak sınıf mücadelesi, sendikal mücadele açısından bakıldığında, emekçi sınıfların mücadelesini yürütme iddiasında olan bir konfederasyonun başkanının, işveren temsilcisi pozisyonunu yürütmeyi de kabul edebiliyor olması hep dile getirdiğimiz gibi Türkiye’de bir “SENDİKALAR FACİASI” yaşanıyor olmasıyla açıklanabilir. Asıl tartışılması, eleştirilmesi, bilince çıkarılması gereken ülkemizde yaşanan bu “sendikalar faciası”dır. Sendikaların, ortaya çıkış, kuruluş ilke, amaç ve hedeflerinden hızla uzaklaşarak ideolojik, politik bir çürüme, yok oluş süreci yaşıyor olmalarından kaynaklanmaktadır “Mehmet Balık” olayları.

Şöyle ki; “Modern insanların (Büyük fabrika işçisi olsun, dağınık ziraat amelesi olsun, mağaza, banka veya devlet memuru olsun; üretmen köylü, esnaf, aydın olsun) bir tek tip iktisadi, sosyal ve kültürel teşkilatları olabilir: SENDİKA” (Hikmet KIVILCIMLI, Ekonomik Mücadele Üzerine)

Dolayısıyla modern-kapitalist toplumun ürünü olan sendikalar, birer sınıf örgütleridir; sömürücü kapitalist sınıfa karşı, sömürülen, işgücüne el konulan İşçi Sınıfının çıkarlarını savunmak üzere kurulmuşlardır. Önceleri, burjuvazi İşçi Sınıfının örgütlenmesini, ekonomik, sosyal vb. hakları için mücadele etmesini engellemeye, sendikaları yasaklamaya çalışmış; İşçi Sınıfının sendika kurup hakları için mücadelesini engelleyemeyince de onların içlerinden zayıf karakterli, paraya, makama, koltuğa düşkün kişileri satın alarak, İşçi Sınıfı mücadelesini baltalamaya, sekteye uğratmaya, hedefinden saptırmaya çalışmıştır. İşçi Sınıfı sendikacılığına karşı bu türden burjuva saldırıları en genel anlamıyla sarı sendikacılık-işveren güdümlü sendikacılık olarak adlandırılmaktadır.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde sarı sendikacılığın çok değişik uygulamaları yaşanmıştır. Bu süreç Uluslararası Sendikalar Federasyonu (IFTU)’dan Amerikan tipi mafyatik, gangster sendikacılığın etkin olduğu Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU)’na kadar geniş bir yelpazede ele alınabilir.

KAMU EMEKÇİSİ-ÇALIŞANI İŞÇİ DEĞİL MİDİR?

Türkiye’de ideolojik çürüme, politik yozlaşmalara kapı açmış; birçok sol, sosyalist, İşçi Sınıfı mücadelesi yürütme iddiasındaki siyasetler ve kişiler kamu emekçilerini İşçi Sınıfımızdan ayırarak, burjuvazinin böl ve güt politikasına çanak tutmuşlardır.

Şu halde kamu emekçisi nedir? Kimdir?

“Kamu görevlisi de her gün Kamu hizmetine işgücünü harcayan kişi değil midir? Öyledir. Neden işçi olmasın? Osmanlı derebeyliği için memur “avam” sayılan halktan üstündür:

1-Menfaatçe: Memur halktan aşırı vergi, salgı, rüsum, haraç vs. topladıkça kendi yararlığını arttırırdı.

2- Durumca: Memur, alt ve düşman gördüğü halkın gözünü yıldırmak, yurttaşı maddi, manevi baskı altında tutmakla görevli idi. Acaba memur işveren vekili midir? Gerçi bir avuç büyük memur Devlet adlı işverenin vekili durumunda da olabilirler. Ama büyük çoğunluğu ile memurlar yığını, o bir avuç işveren vekili emrinde çalışarak işgüçlerinin karşılığını maaş şeklinde alırlar. Memurlar içinde ustabaşı durumunda olanlar gibi, işçi ücret ve durumundan daha kötü şartlarda çalışanlar, hatta bir çeşit devlet paryaları sayılabilecek olanlar çoktur.

Acaba memur üretim (istihsal) yapmadığı için mi işçi değildir? Bildiğimiz gibi İşçi Sınıfının da büyücek bir kısmı “gayri müstahsildir.” Hele bizde hadden aşırı üretmen olmayan (gayri müstahsil) işçiler kalabalığı vardır. İşçilerimizden büyük bir kısmının gayri müstahsil olmalarında nasıl kendi günahları yoksa, memurlarımızın da gayri müstahsil bir hazır yiyiciler kalabalığı durumuna sokulmaları kendi suçları değildir. Olsa olsa, bu bizde ilân edilmiş Cumhuriyet ve Demokrasi rejiminin modern anlama bir türlü kavuşturulamamış bulunmasından ileri gelir.

Demek bizdeki memur-işçi farkı, Türkiye’de Osmanlı artığı derebeyi zihniyet ve davranışlarına bağlıdır.

1- Memur maaşı, sıhhat, dinlenme, emeklilik gibi şimdiye kadar memurların imtiyazı gibi gösterilmiş daha sigortalı, daha sürekli ve istikrarlı bir ücrettir.

2- Memurun durumu: “Memurun muhakemet kanunu” gibi idare cihazını adalet cihazından üstün sayan bir sıra antidemokratik kanunlar ve maddelerle halâ halka karşı imtiyazlılık gibidir. Fakat büyük İşçi Sınıfımızın medeniyet savaşı memlekette gerçek demokrasiyi geliştirdikçe, işçilerin çeşitli zümreleri arasında olduğu gibi, işçiler memurlar arasındaki derebeyice basamaklıkları azaltacaktır.

İşçiler teşkilatlandıkça, grev; toplu sözleşme, sigorta, kooperatif ve ilh. mekanizmalarını ellerine geçirip geliştirmedikçe, maaşlı ve emekliliğe haklı memurdan farksızlaşacaklardır. Anti-demokratik kanunlar tasfiye edildikçe memuru halktan üst imtiyazlı bir kast durumunda tutmak imkansızlaşacak ve devlet işçisi (Devlete işgücünü satan) memur ile, Patron işçisi (işgücünü özel veya genel işverene satan) ameleler arasındaki modern medeniyete sığmaz uçurumlar da sarplığını yitirecektir.”(Hikmet KIVILCIMLI, Ekonomik Mücadele Üzerine)

Bu ideolojik çürüme, sınıf ve sınıf mücadelesinin ideolojik aygıtlarından bihaber olma ya da ondan uzaklaşma, Türkiye’nin sınıf ilişki ve çelişkilerini kavrayamamaya, o sınıf ilişki ve çelişkileri üzerinde yükselen politik mücadeleyi anlayamama-yürütememe sonucuna varmıştır. İşte bu sonuç Türkiye “SENDİKALAR FACİASI” nın bilinçdışına savrulmuş semptomlarıdır.

Birleşik Kamu-İş’de, KESK’te, ve büyük oranda DİSK’te yaşanan sınıf mücadelesinden uzaklaşmanın, savrulmaların, çürümenin, yozlaşmanın altında yatan bu gerçekliklerdir. Bu temel gerçeklik, bu bilinçaltı algılanmadan, bilince çıkarılmadan Mehmet Balık’ın “Muhtarlar Daire Başkanı” olması da algılanamaz, KESK’in, DİSK’in haydut devlet ABD emperyalizminin “Project Democracy” (Demokrasi Projesi) ürünü renkli devrim baronu SOROS’un Nongovernmental organizations (NGO)’larından, emperyalist Avrupa Birliği fonlarından fonlanması da anlaşılamaz.

Bu temel gerçeklik anlaşılmadan Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve işveren örgütü TİSK’in kurduğu “Ortak Paylaşım Forum”larında “birlikte mümkün Türkiye” pozları vererek işçiler için kölelik düzeni olan sermaye düzeninin devamını birlikte sağlaması da anlaşılamaz.

İŞÇİ SINIFI SENDİKASI NEDİR? DEVRİMCİ SENDİKACI NASIL OLUNUR?

Bugün dünya ve Türkiye’de gerçek sınıf sendikacılığı, devrimci sendikacılık nedir? Nasıl yapılır? Düşünce ve davranışları ile, örgütlenme, eylem, grev, direniş ve işgalleri ile örnek olan, İşçi Sınıfımıza ve halkımıza rol modeli olan Nakliyat-İş Sendikası’nın tüzüğünden inceleyelim:

***

İşçi sınıfı Sendikasının Amacı:

İş kolunda çalışanları din, dil, mezhep, ırk, siyasi düşünce, tarikat ayırımı gözetmeksizin demokratik bir biçimde örgütleyerek, bu çerçeve içerisinde;

 a-) Parababaları düzeni olan; içerisinde yaşadığımız işsizlik ve pahalılık cehennemine karşı, insanın insanı sömürmesini ve kula kul olmayı ortadan kaldıran İşçi Sınıfı bilinciyle davranmayı,

 b-) Bilimsel düşünce ve davranış kurallarının İşçi Sınıfı mücadelesinde en etkin bir araç olarak kullanılmasını.

 c-) “ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKTIR” ilkesinden hareketle toplumdaki tüm çalışanların (Kamu Çalışanları, Askerler ve Köylü Üretmenler) sendikal örgütlülüğe kavuşturulmasını,

 d-) Sendikal mücadelenin önündeki engellerin aşılabilmesi için demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesini,

  e-) Ekonomik ve sosyal hakların geliştirilmesini,

  f -) İşkolunda çalışanların insanlık onuruna yaraşır çalışma koşullarına kavuşturulmasını,

  g-) İşsizlik ve benzeri sigortaların kurulmasını temel amaç sayar. (Madde:2)

İşçi Sınıfı Sendikasının Çalışma Yöntemi:

a-) İşyerlerinden Genel Merkeze, üyelerden Genel Başkana kadar tüm aşamalardaki sendikal işleyişlerde biricik kural en geniş demokrasidir.

b-) Demokratik sendikacılığın temel ilkesi, DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİLİK’tir. Bütün sendikal organların üyelerin arasından ve üyeler tarafından seçilmeleri sağlanarak, her aşamada TABANIN SÖZ VE KARAR SAHİBİ OLMA ilkesi laftan hayata geçirilip Demokratik Merkeziyetçilik ilkesi ile bütünleştirilir.

c-) Kararların alınmasında: ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ ve İKNA yöntemleri en demokratik biçimde hayata geçirilir.

d-) Eleştiri-Özeleştirinin amacı, İşçi Sınıfı mücadelesini daha iyiye, doğruya götürmektir. (Madde:3)

Görevlilerin Ücretleri:

a-) Sendika yöneticilerinin alacakları ücretler, Merkez Genel Kurulu tarafından belirlenir.

b-) Sendika personelinin alacağı ücretler ise Genel Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.

c-) Yönetici ve personelin ücretleri sendikanın kurulu bulunduğu iş kolundaki ortalama işçi ücretinden fazla olamaz.(abç) Ücretler bu ilke çerçevesinde Genel Yönetim Kurulu tarafından belirlenir. (Madde:52)

***

Tüzüğün 52.maddesi c fıkrası devrimci sendikacılık ile sarı sendikacılık arasında turnusol işlevi görmektedir. Bilindiği gibi Türkiye’de sıklıkla sendikacıların ücretleri, lüks otomobilleri ve lüks yaşamları gündem olmaktadır. Burjuvazi sendikacıların (siz sarı sendikacılar olarak okuyunuz) lüks yaşamları ile gündemde tutulmasıyla bir taşla iki kuş vurmayı amaçlamaktadır.

Buradaki birinci kuş, sendikaların-sendikacıların paraya boğularak onların İşçi Sınıfı yaşam biçiminden uzaklaştırılmasıdır. Böylece sendikacılar işçilerle aynı mahallede oturmayacak, aynı toplu taşıma aracını kullanmayacak ve aynı marketten alış veriş yapmayacak, dolayısıyla onlar gibi yaşamayacak, onlar gibi düşünmeyecektir.

Parababalarının vurduğu ikinci kuş ise sendikacıların bu lüks yaşamı gündemde tutulması yoluyla İşçi Sınıfına; “bakınız sizin haklarınızı savunduğunu iddia eden sendikalcılar sizin aidatlarınızla lüks yaşam içinde, siz ise sefalet içinde yaşıyorsunuz. Dolayısıyla sendikalara güvenilmez, sendikalar işçilerin haklarını savunamazlar” denilmesidir. Bu yolla İşçi Sınıfının örgütlenmeye olan güven duygusu, inancı sarsılacak ve İşçi Sınıfı böylece sendikasız, örgütsüz bırakılarak, kölece sömürülecektir.

Biz Halkçı Kamu Emekçileri olarak Birleşik Kamu-İş Konfederasyonuna katıldığımız ilk günden itibaren yukarıda genel prensiplerini ortaya koyduğumuz devrimci sınıf sendikacılığını savunduk. Biz bu mücadelede hiçbir zaman makam, koltuk, kişisel ikbal peşinde olmadığımız gibi, sendikada bu tür beklentileri olanlara karşı da amansız bir savaşım içerisinde yer aldık. Ne yazık ki Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve bağlı sendikalarda yer alan bizim dışımızdaki tüm gruplar bu sarı sendikacılık illetinden kurtulamamışlar ve bütün mücadelelerinin merkezine bunu koymuşlardır. Bugün itibariyle Birleşik Kamu-İş, bir taraftan Mehmet Balık olma hayali güdenler, diğer taraftan Mehmet Balık’a karşı gibi durup onun yerinde olmak için can atan kişi ve gruplar tarafından yönetilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Halkçı Kamu Emekçileri için “şark cephesinde değişen” bir şey yoktur. Biz kararlılıkla devrimci sendikal mücadelemizi yürütmeye devam edeceğiz.

Halkçı Kamu Emekçileri olarak “Mehmet Balık” vakalarının yaşanmaması için Birleşik Kamu-İş Kongresi için adaylığımızı açıkladığımız manifestomuzda şöyle haykırmıştık:

“Birleşik Kamu-İş’e gönül vermiş onurlu Kamu Emekçilerine sesleniyoruz:

Kongreler, kişicil çıkar hesaplarının yapıldığı, ilkelerin, mücadele hattının bir kenara itildiği, beş yıldızlı otellerde “güzel” iki günün geçirildiği bir alana dönüşmüşken; biz bu mücadelede sonunu düşünmeyen kahramanlar olarak adayız!

Biz, bedel ödemeye adayız!

Biz, yiğitliğe adayız!

Ülkemizi çok zor günlerin ve çetin mücadelelerin beklediği şu dönemde bilimli, bilinçli, inançlı, kararlı, cesaret vatanına sahip ve bu çetin mücadelenin ağırlığını kaldırabilecek  Devrimcilerle- Yurtseverlerle-gerçekten emekçinin çıkarını düşünen, sınıfın çıkarını kişicil çıkarının önüne koyan Kamu Emekçileriyle bu sürecin üstesinden gelebilir, bu karanlık günlerden çıkabiliriz.

Biz kişicil pazarlıklar peşinde koşan, kişicil çıkarları için ilkeleri elinin tersiyle bir kenara iten, sendikaları bir ikbal-geçim-nam-ün kapısı olarak görenlerden değiliz.

Biz, Antiemperyalist, Antifeodal ve Antişovenist ilkeler çerçevesinde dürüstçe samimice yol yürüyeceğimiz, yılmadan, bıkmadan, usanmadan, en ufak bir kararsızlık göstermeden mücadele edeceğimiz; sendikacılığı Kamu Emekçilerine hizmet edecek bir alan olarak benimseyen herkesle bir araya gelmek, kaderimizi birlikte tayin etmek istiyoruz. 

Buyurun gelin, birlikte ayağa kaldıralım şu sendikaları!

Dördüncü büyük sendika olarak kaldık diye değil; şu kararlı, militan mücadele ile şu hakkı aldık diye övünmek için, umut olmak için, umutları yeşertmek için Halkçı Kamu Emekçileri olarak, Birleşik Kamu-İş üyesi emekçileri birlikte mücadeleye çağırıyoruz!”

Ancak ne yazık ki bu çağrımız Parababalarının zindan duvarlarına vurulan bir yumruk gibi susuşa getirildi, yok sayıldı.

Genel kurulun ardından yazdığımız değerlendirme yazımızda da bir kez daha uyarılarımızı tüm devrimci dürüstlüğümüzle yaptık:

Ülkemizde bir sendikalar faciası yaşanmaktadır.  Sendikalar, yöneticileri için birer çıkar sağlama aracına dönüşmüştür. Sarı sendikacılık, sınıf uzlaşmacı sendikacılık anlayışı alın teriyle geçimini sağlayan kitleler üzerine bir heyula gibi çökmüştür.  Sendikacılık bir ikbal, geçim kaynağı, ün, nam sağlama aracı olmamalıdır. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve bağlı sendikalar bu anlayışla Kamu Emekçilerinin mücadelesine önderlik etmek zorundadır.  Son üç yılın Birleşik Kamu İş Yönetimi bu önderliği yapamamıştır. Ancak ülkemizin adım adım Yeni Sevr’e ve Ortaçağ karanlığına doğru sürüklendiği şu karanlık günlerde böyle bir lüksü yoktur Birleşik Kamu-İş’indedik.

Bugün bu uyarılarımızı görmezden gelen, yok sayan, kongrede Mehmet Balık’a oy veren tüm delegeler bu sorumluluktan sıyrılmaya, kaçmaya çalışıyorlar. “Mehmet Balık” olayı bir sonuçtur. Nedenler ise bellidir.

Biz bıkmadan, usanmadan bir kez daha yineleyelim:

Çok derdin tek ilacı “Devrimci Sınıf Sendikacılığı”nın temel ilkelerini hayata geçirmektir. Ve gerçek anlamda Antiemperyalist-Antifeodal ve Antişovenist olmadan Devrimci Sınıf Sendikacılığı yapılamaz!

5 Aralık 2019

HALKÇI KAMU EMEKÇİLERİ

Sosyal Medyada Paylaşın:

reklam
Mobil Sürüme Geç